Metropolitan Alanların Çeperinde Organik Tarım ve Kentlerin Dirençliliği

Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir şekilde artan kentleşme ve beslenme sorunları seri bir üretimin yapılması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Bu da beraberinde hazır/işlenmiş gıdanın üretimini ve küresel çapta hızla yayılmasını sağlamıştır. Günümüzde konvansiyonel tarım olarak adlandırılan yöntemle kitlesel tüketime uygun olarak yapılan tarım anlayışı yaygındır. Bu yöntem ürünlerin doğal niteliklerini değiştirip standartlaştırarak gıdaya erişimi kolaylaştırmıştır. Fakat gıdanın üretim biçimi çeşitli sorunlar oluşturmaktadır. Bu da beraberinde sağlıklı, adil, güvenilir gıdaya erişim yollarının aranmasını getirmiştir. Bu arayışlar içerisinde çevreyi kirletmeden sağlıklı gıdaların üretilmesi için sürdürülebilir tarımsal üretimi sağlamak amacıyla yeni arayışlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Organik tarım bu arayışlar içerisinde önemli bir yere gelmiştir.

Bu yazıda TÜBİTAK stajyer araştırmacı burs programı kapsamında STAR bursiyeri olarak dahil olduğum “Sürdürülebilir Gıda Sisteminin Bir Bileşeni Olarak Organik Tarımın Mekânsal ve İlişkisel Analizi” isimli araştırma projesi kapsamında yapılan çalışmalara değinilmiştir. Bursa’yı ele alan araştırma projesi 01.06.2022 ve 01.02.2024 tarihleri arasını kapsamaktadır ve halihazırda devam etmektedir.  Organik tarım, uluslararası aktörlerden yerel aktörlere kadar geniş bir çevrede kabul gören ve akademisyenlerin ilgisini çeken bir konu haline gelmiştir. Uluslararası düzeyde organik tarımın geliştirilmesine yönelik hedefler yer almaktadır. 2020 yılında yürürlüğe giren Avrupa Yeşil Mutabakatı, sürdürülebilir bir gıda sistemi için organik tarımın geliştirilmesi gerektiğini öngörmektedir. Yerel olarak bu alanda yasal-yönetsel mevzuatın geliştirilmesi ve organik tarımın bölge planlama disiplini içinde ilişkisel bir yaklaşımla ele alınması, bu projenin özgün özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Proje,  metropol kentlerin çeperinde organik tarımın devamlılığının nasıl sağlanacağı ve sürdürülebilir gıda sistemi içinde nasıl yer alacağı araştırma sorularına odaklanmaktadır.

Proje hakkında bilgiler ve elde edilen çıkarımlar dört bölümde ele alınmıştır. İlk olarak sürdürülebilir gıda sisteminin bir parçası olarak organik tarım konusuna değinilmiştir. İkinci bölümde Türkiye’nin organik tarım açısından Dünya içindeki yeri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde Bursa’nın organik tarım potansiyeli hakkında değerlendirmelere yer verilmiştir. Son bölümde ise Bursa’da organik tarımın devamlılığını sağlamada ve yaygınlaştırılmasında öne çıkan konulara değinilecektir.

1. SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA SİSTEMİNİN BİR PARÇASI OLARAK ORGANİK TARIM

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren tarımsal üretimde verimliliği artırmaya odaklanan süreçlerin olumsuz etkileri artmıştır. Bu olumsuzluklar, artan gıdaya dayalı hastalıklar, doğal çevre tahribatı ve adil gıdaya erişim sorunları olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, kentleşme ve yapılaşma, tarım alanlarını azaltmış ve istihdamı düşürmüştür. Gıda lojistiği gelişmiş, ancak uzun tedarik zinciri ve gıda zincirinin karmaşıklığı endişelere yol açmıştır. Sonuç olarak, alternatif çözümler arayışı, sağlıklı gıdaya erişimi artırmayı, çiftçilerin ekonomik durumunu iyileştirmeyi ve çevresel sürdürülebilirliği vurgulamayı hedefler (Vieira vd., 2021; Lamine, 2015).

Bu çalışmada, tarım ve gıda sistemlerindeki dönüşümü ele alan önemli yaklaşımlar arasında kısa gıda zincirleri  (Galli, vd., 2013; Marsden, vd., 2000), alternatif gıda ağları (Jarosz, 2008; Whatmore vd., 2003; Renting, vd., 2003), bölgesel gıda sistemleri (Blay-Palmer, vd., 2018; FAO, 2019; Forster, vd., 2017; Dubbeling, vd., 2017; Dubbeling, vd., 2016a; Dubbeling, vd., 2016b; Florin vd Renting, 2015; Kneafsey, vd., 2013; Kremer ve Schreuder, 2012) ve sürdürülebilir gıda sistemleri (Koç vd., 2008; Feenstra, 1997) öne çıkmaktadır. Bu yaklaşımlar, gıda sisteminin daha sürdürülebilir, yerel ve çevresel olarak duyarlı hale getirilmesini amaçlamaktadır. Bu sistemleri kısaca açıklarsak;

  • Kısa gıda tedarik zincirleri, üretici ve tüketici arasındaki aracıları ve gıdanın taşındığı mesafeyi azaltmayı hedefleyen bir yaklaşımı temsil eder. Bu tür zincirler, üretici ile tüketici arasındaki doğrudan ilişkileri veya uzaktaki taraflar arasındaki bağları içerebilir (Marsden vd., 2000). Bu yaklaşım, güvene dayalı ilişkileri ve ekonomik bağları vurgular ve ürünlerin karbon ayak izini azaltırken, üreticilere adil gelir sağlar ve tüketicilere uygun fiyatlar sunar.
  • Alternatif gıda ağları, üretici ve tüketici arasında güvene dayalı ilişkilere odaklanan bir kavramdır. Bu ağlar, yerel, kaliteli ve güvenli gıdanın üretimi ve tüketiciye ulaştırılması sürecindeki ilişkilere odaklanır. Ürünün kaynağına dair bilgiler korunur, üreticiler adil gelir elde eder ve tüketiciler sağlıklı ve güvenilir gıdalara erişir (Marsden vd., 2000).
  • Bölgesel gıda sistemleri, gıda zincirinin tüm aşamalarının bölge içinde gerçekleşmesini önceliklendirir. Bu yaklaşım, gıda sistemlerinin coğrafi bağlama göre şekillendiğini vurgular ve her bölgenin kendine özgü dinamiklere sahip olduğunu belirtir (Blay-Palmer, vd. 2018). Sorunlar ve çözümler bölgeye özgüdür.
  • Sürdürülebilir gıda sistemleri, çevre dostu ve yerel topluluklar için ekonomik ve sosyal faydalar sağlayan sürdürülebilir üretim, hasat, işleme ve dağıtım yöntemlerini içerir (Koç vd., 2008; Feenstra, 1997). Bu yaklaşım, gıda sistemlerinin gelecek nesillerin gıda güvenliği ve gıda üretimini göz önünde bulundurarak organize edilmesini vurgular. İklim değişikliği ve kaynak kısıtlılığı bu yaklaşımın önemini artırmıştır (Poore ve Nemecek, 2018).

Sürdürülebilir gıda sistemleri, gıda üretiminin, işlemenin, dağıtımın ve tüketiminin ekolojik, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik ilkeleri ile uyumlu bir şekilde gerçekleştirildiği bir yaklaşımı ifade eder (FAO, 2021; IFOAM, 2021). Bu yaklaşım hem bugünkü hem de gelecekteki nesillerin beslenme ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflerken çevresel kaynakların ve doğal ekosistemlerin sürdürülebilirliğini koruma, sosyal eşitsizlikleri azaltma ve ekonomik refahı artırma amacını taşır (United Nations, 2021).

Sürdürülebilir Gıda Sisteminin Temel Özellikleri:

  • Ekolojik Sürdürülebilirlik: Sürdürülebilir gıda sistemleri, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını teşvik eder. Bu, toprak kalitesini koruma, su kaynaklarını etkili bir şekilde yönetme, biyolojik çeşitliliği sürdürme ve kimyasal gübre ve pestisit gibi zararlı maddelerin kullanımını azaltma gibi uygulamaları içerir (FAO, 2021).
  • Sosyal Adalet: Sürdürülebilir gıda sistemleri, gıda güvencesini artırır ve gıda erişimini tüm toplum üyeleri için iyileştirir. Aynı zamanda çiftçilerin adil ücretler almasını ve işçi haklarını korumayı hedefler (IFOAM, 2021). Gıda sistemlerinin toplumsal ve ekonomik açıdan kapsayıcı olması önemlidir.
  • Ekonomik Sürdürülebilirlik: Bu tür sistemler, gıda üreticilerine adil gelir sağlayarak kırsal bölgelerde istihdam yaratmayı destekler (United Nations, 2021). Tarım ve gıda sektörlerinin ekonomik istikrarını teşvik eder.
  • Sağlık ve Beslenme: Sürdürülebilir gıda sistemleri, insanların sağlıklı gıdalara erişimini artırır ve beslenme değerini yükseltir. Bu, obezite, diyabet ve diğer beslenme ile ilgili sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir (United Nations, 2021).
  • Düşük Karbon Ayakizi: Sürdürülebilir gıda sistemleri, sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliği ile mücadeleye katkıda bulunur. Daha az enerji kullanımı, taşıma maliyetlerinin azaltılması ve karbon salınımının sınırlanması bu amaçla önemlidir (FAO, 2021).
  • Gıda İsrafının Azaltılması: Sürdürülebilir gıda sistemleri, gıda israfını azaltmayı hedefler. Üretimden tüketim aşamasına kadar olan süreçlerde kaynakların verimli kullanılmasına odaklanır (IFOAM, 2021

Organik tarım, kimyasal gübreler, sentetik pestisitler, genetik mühendislik ve radyasyon gibi sentetik girdiler yerine doğal kaynakları ve biyolojik süreçleri kullanarak sürdürülebilir gıda üretimini teşvik eden bir tarım yöntemidir (IFOAM, 2021).

Organik tarımın önemi ve etkileri aşağıdaki şekilde açıklanabilir:

  • Çevresel Etkiler:
  • Organik tarım, toprak sağlığını koruma ve toprak erozyonunu azaltma konularında önemli bir rol oynar (Reganold ve Wachter, 2016).
  • Kimyasal gübre ve pestisit kullanımının sınırlanması, su kirliliğini azaltır ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağlar (Mäder et al., 2002).
  • Biyolojik çeşitliliği teşvik eder ve zararlılara karşı doğal düşmanların korunmasına yardımcı olur (Bengtsson et al., 2005).
  • Sağlık ve Beslenme:
  • Organik tarım, kimyasal kalıntıların insanların gıdalarından uzak tutulmasını sağlar, böylece daha sağlıklı ürünlerin üretilmesine yardımcı olur (Smith-Spangler et al., 2012).
  • Organik ürünler, genellikle daha yüksek besin değerine sahiptir, çünkü toprak kalitesinin korunması ve doğal yetiştirme yöntemleri besin içeriğini artırır (Crinnion, 2010).
  • İklim Değişikliği ve Karbon Ayakizi:
  • Organik tarım, sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlar. Daha az sentetik gübre ve pestisit kullanımı, enerji tasarrufu ve karbon salınımının azaltılması bu etkiyi destekler (Pimentel et al., 2005).
  • Toplumsal ve Ekonomik Etkiler:
  • Organik tarım, yerel ekonomilere katkı sağlayarak kırsal alanlarda istihdam yaratır ve çiftçilere adil gelir sağlar (IFOAM, 2021).
  • Geleneksel tarımın aksine, organik tarım yerel tohum çeşitlerinin korunmasına destek verir (Andersson et al., 2012).
  • Zirai Biyoçeşitliliği Korumak:
  • Organik tarım, geleneksel tarımın aksine genetik çeşitliliği teşvik eder ve yerel tohum çeşitlerinin kaybolmasını önler (Kotschi et al., 2015).

Organik tarıma geçiş süreci, mevcut konvansiyonel tarım uygulamalarından organik tarıma doğru bir dönüşümü içerir. Bu süreç, kimyasal girdilerin azaltılması, organik gübre ve doğal pestisitlerin kullanımı, biyolojik çeşitliliğin teşviki ve organik tarım sertifikasının alınmasını içerir (Willer et al., 2019). Organik tarıma geçiş süreci bazen birkaç yıl sürebilir ve bir dizi yasal düzenlemeyi ve sertifikasyon gerekliliklerini içerebilir.

Organik tarımın faydaları sadece çevresel ve sağlık alanlarını kapsamakla kalmaz, aynı zamanda yerel ekonomilere ve toplumların refahına katkı sağlar. Organik tarım, daha sürdürülebilir ve sağlıklı bir gıda sistemi oluşturmak için önemli bir bileşendir ve bu nedenle giderek daha fazla ülke ve çiftçi tarafından benimsenmektedir.

KONVANSİYONEL TARIM

Konvansiyonel tarım, geleneksel yöntemler ve modern tarım teknolojileri kullanarak gıda üretimi yapan yaygın bir yaklaşımdır. Bu tarım şekli, yüksek verim ve kârlılık sağlama amacı güderken, genellikle bazı olumsuz çevresel ve toplumsal etkilere yol açar (Pretty, 2008).

Konvansiyonel Tarımın Sürdürülebilir Gıda Sistemine Olumsuz Etkileri:

  • Kimyasal Gübre ve Pestisit Kullanımı: Konvansiyonel tarım, genellikle kimyasal gübreler ve pestisitlerin yoğun kullanımını içerir. Bu maddeler, toprak, su kaynakları ve biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyebilir. Kimyasal kalıntılar, su kaynaklarını kirletebilir ve çevre dostu olmayan tarım uygulamaları nedeniyle toprak erozyonunu artırabilir (Tilman et al., 2002).
  • Toprak Değeri Kaybı: Konvansiyonel tarımın monokültür uygulamaları, toprakların verimliliğini azaltabilir. Aynı bitkinin sürekli olarak yetiştirilmesi toprak besin maddelerini dengesiz hale getirebilir ve toprak yorgunluğuna yol açabilir (Foley et al., 2011).
  • Su Kirliliği ve Tükenmesi: Kimyasal gübre ve pestisitlerin yanı sıra aşırı sulama, sürdürülebilir olmayan su kaynaklarının tükenmesine ve su kirliliğine neden olabilir. Bu, su ekosistemlerine zarar verebilir ve su kaynaklarının azalmasına katkıda bulunabilir (Tilman et al., 2002).
  • Biyoçeşitlilik Kaybı: Konvansiyonel tarım, mono-kültürlerin ve kimyasalların kullanılmasının bir sonucu olarak biyoçeşitliliği tehlikeye atabilir. Tek bir bitki türüne dayalı tarım, böcek ve diğer zararlı organizmalar için potansiyel olarak elverişli bir ortam yaratabilir (Foley et al., 2011).
  • Sosyal Eşitsizlik: Konvansiyonel tarım sıklıkla büyük çiftlik işletmeleri ve endüstriyel tarım şirketlerinin hakimiyetindedir. Bu, küçük çiftçiler ve yerel topluluklar üzerinde sosyal ve ekonomik baskılara yol açabilir (Badgley et al., 2007).

Organik ve Konvansiyonel Tarım Arasındaki Farklar

  • Kimyasal Gübre ve Pestisit Kullanımı:
  • Konvansiyonel Tarım: Konvansiyonel tarımda yaygın olarak kimyasal gübreler ve pestisitler kullanılır (Pretty, 2008). Bu kimyasallar, yüksek verim elde etmek için bitkilere uygulanır, ancak çevresel risklere yol açabilir.
  • Organik Tarım: Organik tarımda kimyasal gübreler ve sentetik pestisitler kullanımı yasaklanmıştır (IFOAM, 2021). Organik tarım, bitkilerin ve toprağın doğal dengesini koruma amacını taşır.
  • Toprak ve Toprak Kalitesi:
  • Konvansiyonel Tarım: Konvansiyonel tarım sıklıkla toprak erozyonuna, toprak yorgunluğuna ve toprak kalitesinin düşmesine neden olabilir (Foley et al., 2011). Uzun vadeli toprak sürdürülebilirliği risk altındadır.
  • Organik Tarım: Organik tarım, toprak sağlığını teşvik eder ve toprak kalitesini uzun vadeli olarak korumayı hedefler (IFOAM, 2021). Toprak erozyonu ve yorgunluğunu azaltır.
  • Biyoçeşitlilik:
  • Konvansiyonel Tarım: Konvansiyonel tarım mono-kültür uygulamalarını içerir, bu da biyoçeşitliliği azaltabilir (Foley et al., 2011). Kimyasal pestisitler zararlı organizmaların yanı sıra yararlı organizmaları da etkileyebilir.
  • Organik Tarım: Organik tarım, biyoçeşitliliği desteklemeyi amaçlar (IFOAM, 2021). Yerel bitki ve hayvan türlerinin çeşitliliği korunur.
  • Su Kullanımı ve Kirliliği:
  • Konvansiyonel Tarım: Konvansiyonel tarım sıklıkla aşırı sulama ve kimyasal gübre kullanımı ile su kaynaklarının tükenmesine ve kirlenmesine neden olabilir (Pretty, 2008).
  • Organik Tarım: Organik tarım, su kaynaklarının daha sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına ve korunmasına katkı sağlar (IFOAM, 2021).
  • Sosyal ve Ekonomik Eşitsizlik:
  • Konvansiyonel Tarım: Konvansiyonel tarım genellikle büyük çiftlik işletmeleri ve endüstriyel tarım şirketlerinin hakimiyetindedir (Badgley et al., 2007). Bu, küçük çiftçiler ve yerel topluluklar üzerinde sosyal ve ekonomik baskılara yol açabilir.
  • Organik Tarım: Organik tarım, yerel ekonomileri desteklemeyi amaçlar ve küçük çiftçilere fırsatlar sunabilir (IFOAM, 2021).

Şekil 1 Organik ve Konvansiyonel Tarım Arasındaki Farklar

2. TÜRKİYE’NİN ORGANİK TARIM AÇISINDAN DÜNYA İÇİNDEKİ YERİ

Yenilikçi yaklaşımların merkezinde, ekolojik ve sürdürülebilir tarımsal üretim biçimi olan organik tarımın gelişimi bulunmaktadır. Organik tarım, zararlı kimyasal girdilerin kullanılmadığı bir üretim biçimiyle sınırlı olmayıp, tarımsal ekosistemlerin korunmasını ve insan sağlığını dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı içermektedir (FAO, 2021; IFOAM, 2021). Uluslararası düzeyde, birçok kuruluş organik tarımın gelişimini hedeflemekte ve somut hedefler belirlemektedir. Örneğin, 2020 yılında yürürlüğe giren Avrupa Yeşil Mutabakatı, sürdürülebilir gıda sistemi için organik tarımın geliştirilmesini öngörmekte ve 2030 yılına kadar Avrupa Birliği’nin ekilebilir tarım topraklarının en az %25’inin organik tarıma ayrılmasını hedeflemektedir (European Commission, 2021a). Şu anki verilere bakıldığında, bu oran AB’de %8,5 iken Türkiye’de %1,4 seviyesindedir (European Commission, 2021b). Bu durum, Türkiye’nin organik tarım üretimi yapılan alan büyüklüğünün neredeyse 18 kat artırılması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla organik tarımın Türkiye’de nasıl geliştirileceği büyük bir önem taşımaktadır.

Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, açlığı sona erdirmeyi, gıda güvenliğini sağlamayı, beslenmeyi iyileştirmeyi ve sürdürülebilir tarımı teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, üretimden son tüketim aşamasına kadar sürdürülebilir tarım uygulamalarının ve gıda sistemlerinin bütüncül bir perspektifle ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda, 2030 yılına kadar sürdürülebilir gıda üretim sistemlerinin güvence altına alınması, ekosistemlerin korunmasına yardımcı olan, iklim değişikliğine, aşırı hava koşullarına, kuraklığa, seller ve diğer felaketlere uyum sağlama kapasitesini güçlendiren ve toprak kalitesini sürekli olarak artıran dayanıklı tarım uygulamalarının benimsenmesi gerektiği belirtilmiştir (United Nations, 2021).

Ulusal ölçekte, Türkiye’nin Kalkınma Planları, tarım sektörünü de ele almaktadır. 2000’li yıllardan itibaren ekolojik ve organik tarım, yıllık kalkınma planlarında giderek artan bir öncelik olarak vurgulanmıştır. Son olarak hazırlanan On Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, tarım sektörünü öncelikli olarak ele almış ve organik tarım konusuna büyük bir vurgu yapmıştır. Plan, artan gıda talebi, iklim değişikliği ve şehirleşmenin toprak, su kaynakları, tarımsal ürünler ve üreticilere baskı oluşturduğunu belirtirken, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması gerektiği, daha az kaynakla gıda talebini karşılamak için nitelikli işgücüne ve teknolojiye olan ihtiyacın her geçen gün arttığını belirtmektedir. Bu çerçevede, gelişmiş ülkelerin yeni nesil uygulamalarla ticari üstünlüklerini sürdürmeye çalışırken, gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye dayalı küçük tarım işletmeciliğini desteklemeleri ve büyük ölçekli üretimlerle rekabetçi olmaları gerektiği tespit edilmiştir. İlgili planda, arz talep dengesini gözeterek, çevresel ve sosyal açılardan sürdürülebilir, ileri teknolojiye dayalı, verimliliği yüksek, etkin bir organik tarım sektörünün oluşturulması için bir çerçeve sunulmaktadır (TC Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2021).

Dünya genelinde organik tarım, 1999 yılında 11 milyon hektarlık bir alandan başlayarak, 2019 yılında yaklaşık 6,5 kat büyüyerek 72,3 milyon hektara ulaşmıştır (FIBL, 2021). Aynı dönemde organik tarım üretici sayısı 200.000’den yaklaşık 15,5 kat artarak 3.1 milyon kişiye yükselmiştir. Organik üretim açısından Avustralya (35.687.799 hektar) birinci sırada yer alırken, Türkiye 2019 yılı itibariyle organik üretim alanında dünya genelinde 18. Sırada ve üretici sayısı açısından 7. Sırada bulunmaktadır. Organik Tarım Araştırma Enstitüsü’nün raporuna göre, organik gıda harcamalarında kişi başına en yüksek harcamalar İsviçre ve Danimarka’da görülmekte olup, ardından İsveç ve Lüksemburg gelmektedir. Türkiye’de ise bu rakam 1 avronun altında kalmaktadır (Organic World, 2021).

Türkiye’de organik tarım faaliyetleri, 1986 yılında Avrupa’ya ürün ihraç etmek amacıyla başlamıştır (Bakırcı, 2005). Türkiye’de organik tarım ile ilgili yasal düzenlemeler 2002’den itibaren geliştirilmiş ve destekler artmıştır. Ancak, bu dönem boyunca organik tarım üretim alanı ve çiftçi sayısı artmışsa da dalgalı bir yapı sergilemiştir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2021). Bu dalgalı yapı, organik tarımın gelişiminde bazı sorunların ve engellerin bulunduğuna işaret etmektedir.

Türkiye’de organik tarım ile ilgili düzenlemelere uyum sağlamak isteyen üreticiler ve işleyiciler için belirli koşullar bulunmaktadır. Organik gıda üreten şirketler, bağımsız bir kuruluştan organik tarım sertifikası almak ve organik tarım çiftçi kayıt sistemine dahil olmak zorundadır.

Türkiye’de organik tarım alanlarının mekânsal dağılımı (Şekil 2) incelendiğinde, belli bölgelerin ön planda olduğu görülmektedir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2021). Türkiye’deki organik tarım alanlarının illere dağılımında, Aydın (41.351 Ha), Kars (25.392 Ha), Ağrı (24.138), İzmir (12.644), Kastamonu (12.138), Muş (11.901 Ha), Manisa (11.289), Adana (8.830 Ha), Sivas (8.662 Ha) ve Şanlıurfa (7.361) öne çıkan illerdir. Şekil 2’de görüldüğü gibi, organik tarım alanları ülkemizde belirli bir bölge, iklim kuşağı veya bitki türüne göre bir yoğunlaşma göstermemektedir. Ancak yine de; en geniş tarım alanlarından doğudakilerde hayvansal üretim, batıdakilerde ise bitkisel üretim yapıldığı bilinmektedir. Bu 10 il, Türkiye’deki organik tarım alanlarının %83’ünü oluştururken, diğer 71 ilde organik tarımın payı %2,5’in altındadır.

Şekil 2 Organik Bitkisel Üretim, Organik Tarım Alanları Toplam (Geçiş Dönemi ve Organik) Büyüklüğünün (Hektar) İllere Göre Dağılımı (2021)

Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı, 2021

3. BURSA’NIN ORGANİK TARIM POTANSİYELİ

Bu projeye Türkiye ölçeğinde bakıldığında Bursa organik tarım yapılan kentler arasında öne çıkan bir kent değildir. Fakat Bursa’yı çalışmak için önemli kılan birtakım özellikleri vardır. Bunlar:

  • Farklı düzeydeki otoritelerin organik tarımın gelişimine yönelik çabaları
  • Bölgede ürün çeşitliliği olması
  • Kent çeperlerinde organik tarım için potansiyel alanların varlığı
  • Bölgede farklı aktörlerin ve ilişkilerin varlığı
  • Bursa’nın coğrafi konumu ve güçlü ulaşım bağlantıları
  • Bursa’nın güçlü bir tarımsal geçmişinin ve verimli tarımsal üretiminin olması
  • Tarımsal faaliyetlerin kentleşme ve yapılaşma baskısıyla iç içe olmasıdır.

2021 verilerine göre Bursa kentinde 1591.98 dekar organik tarım alanı (Şekil 3)  ve 177 organik üretici yer almaktadır.  2020 yılı verilerine göre Bursa bitkisel üretim değeri en yüksek olan Antalya, Konya, Şanlıurfa, Mersin ve Adana’dan sonra altıncı sırada yer almaktadır. Tarımsal alana düşen üretim miktarında da ilk on il arasına girmektedir (TÜİK, 2022). Bu araştırma projesi, Bursa’nın sahip olduğu yukarıdaki özelliklerden faydalanarak kentin çeperinde yapılan organik tarım üretiminin mekânsal desenini analiz ederek organik tarıma geçişi ve mevcut organik çiftliklerin büyümesini etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, metropolitan alanların çeperinde yapılan tarımsal üretimin kentteki tüketim piyasasıyla nasıl sağlanacağı konusu da bu projenin bir diğer çıktısı olacaktır.

Şekil 3 Bursa’nın İlçelerindeki Organik Tarım Alanlarının Dağılımı (Da)

Kaynak: Bursa Tarım ve Orman Müdürlüğü Faaliyet Raporu, 2019

Organik tarımın geliştirilmesinde bölgesel koşulların öncelikle ele alınması gerektiğini vurgularken, bu süreçte bölgedeki tüm aktörlerin katılımının önemine dikkat çekecektir. Proje, organik ürünlerin doğrudan dağıtım kanallarına entegre olmasını teşvik etmeyi amaçlar. Ayrıca, organik tarım sektörünün ileri ve geri bağlantılarını inceleyerek, bölgede geliştirilmesi gereken sektörlere işaret edecektir. Sonuç olarak, bölgenin ekonomik gelişmesi açısından organik tarımın rolü ve önemi ortaya konulacaktır.

Bursa’da organik tarımın geliştirilmesine yönelik bölgeye özgü teşvik politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayacak sonuçlar üretmeyi hedeflemektedir. Aynı zamanda, metropol Bursa’da organik tarımın teşvik edilmesine yönelik politika önerileri geliştirmeyi hedefler. Bu projenin bir diğer hedefi ise, organik tarımın coğrafi dağılımını ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin yerel ekonomiye etkisini değerlendirmektir.

4. DEĞERLENDİRME: METROPOL KENTLERİN DİRENÇLİLİĞİ İÇİN ORGANİK TARIMI YAYGINLAŞTIRMAK NASIL MÜMKÜN OLABİLİR?

Günümüz dünyasında pandemi, deprem, savaş, gıda ve iklim krizi gibi birçok problemle mücadele ediyoruz. Peki yaşadığımız alanlar çeşitli afet ve sorunlarla mücadele etmek için ne kadar uygun? Kentlerimiz bu durumlar karşısında ne kadar dirençli? Kentlerimizde bu gibi durumlar karşısında nasıl önlemler alıyoruz? Yazının bu kısmı sizlere çeşitli sorularla şuan içerisinde yaşadığınız kentleri yeniden gözden geçirtmeyi, yapılan çalışmaların yeterliliğini düşündürtmeyi ve ne kadar dirençli bir kentte yaşıyorsunuz gibi sorgulamalar yaptırtmayı amaçlıyor. Dirençli kentler ve toplumlar oluşturmak için sadece kendi şehrimizi düşünmek yeterli olur mu? Başlangıç noktamızı kendi konutumuz olarak belirleyip mahallemiz, şehrimiz, bölgemiz ve ülkemiz olarak ölçeği genişleterek bütüncül ve kapsayıcı bir çözüme ulaşılabilir mi?

Araştırmaya konu olan çalışmanın  İstanbul metropolünün çeperinde yer alan Bursa’da yapılan organik tarım çalışmalarını incelediğini görüyoruz. Bu sebeple hızla kentleşen Bursa’nın çeperinde yer alan tarımsal alanlarda organik tarım yapılarak ürün verimliliği, kalitesi, miktarı arttırılmaya ve doğal çevre korunarak sürdürülebilirliği sağlanmaya çalışılıyor. Bursa’da üretilen ürünler ilin sahip olduğu ulaşım bağlantılarıyla taşınarak bir gıda deposu oluşturulması amaçlanıyor. Üstteki sorulara geri dönersek bu sistem işleyerek Bursa İstanbul’un gıda limanı haline gelebilir mi? Dirençli bir gıda sistemi için sadece Bursa ve İstanbul’u beraber düşünmek yeterli mi? Bursa çevresindeki diğer iller içinde gıda deposu olabilir mi? Tüm yükü Bursa’ya yüklemek doğru mudur? Belki de en önemli soru olarak; bir şehri tamamen kentleştirip tarım alanlarını yok ederken başka bir şehrin son kalan tarım alanlarını verimli bir şekilde değerlendirirsek dirençli bir gıda sistemi oluşturmuş olur muyuz? Böyle bir sistemi diğer kentlerde de üretmek mümkün müdür? İstatistiklere bakıldığında Türkiye genelinde organik tarım yapılan on il (Aydın, Kars, Ağrı, İzmir, Kastamonu, Muş, Manisa, Adana, Sivas, Şanlıurfa) dikkat çekmektedir.Bu iller tüm ülkenin gıda sistemini dirençli hale getirmek için yeterli mi? Sadece bu sekiz kentteki belli tarımsal alanları ayırıp diğer kentleri tamamen yapılaştırmalı mıyız?

Araştırma projesinde de yer aldığı gibi konvansiyonel gıda üretim sisteminden uzaklaşarak, toplumun tüm kesimleri için sağlıklı, güvenilir gıdaya erişimi sağlayan, ekonomik refahı arttıran, çevresel sürdürülebilirliği odağına yerleştiren ve dirençli bir gıda sistemi için kısa tedarik zincirleri, alternatif gıda ağları, bölgesel ve sürdürülebilir gıda sistemleri gibi çözümler önerilmiştir. Ülkenin farklı noktalarında yer alan on ildeki organik tarım sistemine mekânsal olarak baktığımızda kısa tedarik zinciri oluşturmakta sadece kendi çevrelerindeki birkaç ille sınırlı kalmaktadır. Alternatif gıda sistemi oluşturmaksa daha belli bir gıda sistemi oluşturulamazken tartışılması çok zor bir maddedir. Bölgesel ve sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturmak içinse, dirençli gıda sistemleri sadece tek bir bölgeye dayalı olarak değil bölgeler arası ve bölgeye özgü bir sistem olarak kurgulanmalıdır.

İçerisinde bulunduğumuz koşullarda pandemi, savaşlar ve deprem daha çok gündemimizde olsa da hızla yaklaşan gıda krizi ve her geçen gün yok olan tarım alanlarının doğuracağı sonuçları iyi düşünmeliyiz. Bu alanların sadece gıda üretimi için değil sağlıklı bir çevre oluşturmak, doğal kaynakları korumak ve sürdürmek gibi bir çok açıdan da dirençli bir kent oluşumunu desteklediğini unutmamalıyız. Yaşadığımız kırsal ve tarımsal nitelikli alanların pandemi ve depremler sonucu artan önemini yeniden gözden geçirmeli, yapılan planları bu doğrultuda revize ederek bu alanlara yönelik politikalar üretmeliyiz. Her kentin kendi içerisindeki gıda sistemini sağlamalıyız. Oluşturulan gıda sisteminin sadece sağlıklı gıdaya erişimi sağlamakta değil aynı zamanda sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre oluşumunu da beraberinde getireceğini unutmamalıyız.

Önlemler alınmadığı ve müdahale edilmediği durumda sahip olduğumuz gıda sistemi ne kadar daha direnir? Bizi doyurmaya daha ne kadar devam eder?[i]

[i] Bu yazı TÜBİTAK 1001 programı kapsamında 122K020 numaralı “Sürdürülebilir Gıda Sisteminin Bir Bileşeni Olarak Organik Tarımın Mekânsal ve İlişkisel Analizi” başlıklı araştırma projesinden üretilmiştir.

KAYNAKLAR:

Badgley, C., Moghtader, J., Quintero, E., Zakem, E., Chappell, M. J., Avilés-Vázquez, K., … & Perfecto, I. (2007). Organic agriculture and the global food supply. Renewable Agriculture and Food Systems, 22(2), 86-108.

Bengtsson, J., Ahnström, J., & Weibull, A. C. (2005). The effects of organic agriculture on biodiversity and abundance: a meta‐analysis. Journal of Applied Ecology, 42(2), 261-269.

Crinnion, W. J. (2010). Organic foods contain higher levels of certain nutrients, lower levels of pesticides, and may provide health benefits for the consumer. Alternative Medicine Review, 15(1), 4-12.

FAO. (2021). Food Systems. Food and Agriculture Organization of the United Nations. Retrieved from http://www.fao.org/food-systems/en/

Foley, J. A., Ramankutty, N., Brauman, K. A., Cassidy, E. S., Gerber, J. S., Johnston, M., … & Zaks, D. P. M. (2011). Solutions for a cultivated planet. Nature, 478(7369), 337-342.

IFOAM – Organics International. (2021). Principles of Organic Agriculture. https://www.ifoam.bio/organic-landmarks/principles-organic-agriculture

IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements). (2021). Principles of Organic Agriculture. Retrieved from https://www.ifoam.bio/

Kotschi, J., Bantle, M., Schmid, O., & Tölke, J. (2015). Organic seed trade, cultivation and participatory plant breeding—A review. Sustainability, 7(3), 3250-3272.

Mäder, P., Fliessbach, A., Dubois, D., Gunst, L., Fried, P., & Niggli, U. (2002). Soil fertility and biodiversity in organic farming. Science, 296(5573), 1694-1697.

Pimentel, D., Hepperly, P., Hanson, J., Douds, D., & Seidel, R. (2005). Environmental, energetic, and economic comparisons of organic and conventional farming systems. BioScience, 55(7), 573-582.

Pretty, J. (2008). Agricultural sustainability: concepts, principles and evidence. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 363(1491), 447-465.

Reganold, J. P., & Wachter, J. M. (2016). Organic agriculture in the twenty-first century. Nature Plants, 2(2), 15221.

Smith-Spangler, C., Brandeau, M. L., Hunter, G. E., Bavinger, J. C., Pearson, M., Eschbach, P. J., … & Olkin, I. (2012). Are organic foods safer or healthier than conventional alternatives?: a systematic review. Annals of Internal Medicine, 157(5), 348-366.

Tilman, D., Cassman, K. G., Matson, P. A., Naylor, R., & Polasky, S. (2002). Agricultural sustainability and intensive production practices. Nature, 418(6898), 671-677.

United Nations. (2021). Sustainable Development Goals. United Nations. Retrieved from https://sdgs.un.org/

Willer, H., Lernoud, J., & Fliessbach, A. (2019). The World of Organic Agriculture. Statistics and Emerging Trends