Geçmiş Yerleşimler Bugünün Kentlerine Neler Anlatıyor?

Bu konu kapsamında öncelikle “Plansız, Planlı Kent” başlığı altında 15. Yüzyılda inşa edilmiş fakat sahip olduğu konumdan dolayı 1911 yılında yani 20. Yüzyılın başlarında keşfedilen Machu Picchu antik yerleşiminden bahsedilecektir. Fay hatları doğrultusunda kurulmuş olan bu antik yerleşimin geçmişten günümüze gelmesinde etkili olan bina inşa teknikleri ve içerisinde oluşturulan çeşitli su ve altyapı sistemlerinden bahsedilecektir. Sonrasında “Plansız, Planlı Konutlar” başlığı altında asrın felaketi olarak adlandırdığımız, Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen 6 Şubat depreminden ve sonrasında yapılan çalışmalardan bahsedilecektir. Son olarak da bu büyük afet sonrası geçmiş yerleşimlerden dersler çıkararak, kentlerimizi yeniden inşa ederken yerin sahip olduğu özelliklere göre dirençli mekanizmalar oluşturulup oluşturulamayacağı tartışılacaktır.

PLANSIZ, PLANLI KENT: MACHU PICCHU (15. Yy)

Machu Picchu Peru’da (Şekil 1) bulunan And Dağları’nda yer alan antik bir şehirdir. Tam olarak Urubamba Vadisi’nde, Cusco şehrinin yaklaşık 80 kilometre kuzeybatısında yer almaktadır. Machu Picchu, 15. yüzyılda İnka uygarlığı tarafından 1000 kişilik bir nüfus için And dağları zirvesinde 2430 metre yüksekliğe inşa edilmiştir. Ancak, İspanyol istilası sırasında terkedilen bu antik yerleşim uzun bir süre boyunca unutulmuştur. Machu Picchu’nun keşfi 20. Yüzyılın başlarına kadar gerçekleşmemiştir. Arkeolog ve tarihçi Hiram Bingham, 1911 yılında bu antik şehri yeniden bulmuş ve şehir günümüze kadar korunmuş bir şekilde ulaşmıştır (Ocak, 2019).

Antik İnka şehri, 1983 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edilmiştir. Machu Picchu’nun günümüzde hala ayakta olması ve önemli ölçüde korunmuş bir durumda bulunması, bu antik yapıların doğal bozulmaya karşı dayanıklılığı, uzun süreli bakım ve restorasyon çalışmaları ve koruma çabaları ile ilişkilidir. Machu Picchu’nun uzun süre boyunca terk edilmiş olması, çevresel etkilere karşı kısmen korunmasına katkıda bulunmuş olabilir (Ocak, 2019).

Şekil 1 Machu Picchu Yerleşiminin Konumu

MACHU PICCHU YERLEŞİMİNİ DAHA YAKINDAN İNCELERSEK…

Machu Picchu yerleşimine bakıldığında içerisinde birçok farklı kulanım alanının (Şekil 2)  yer aldığı görülmektedir. Bu alanlar, kraliyet ikametgah alanı, geleneksel kutsal alan, soylular için alan, ortak alan, ana meydan ve tarımsal alandır. Antik yerleşimdeki bu kullanım alanlarının konumları tesadüf değildir. Bu alanların yer seçimleri alanı çok iyi tanıyan İnkalar tarafından, yerin topoğrafik ve yer altı özelliklerine göre şekillendirilmiştir.

Şekil 2 Machu Picchu Yerleşimi Kullanım Alanları

Antik yerleşime daha yakından bakıldığındaysa (Şekil 3) temelde iki alandan oluştuğu görülmektedir. Bunlar tarımsal teraslar ve kentsel alandır. Tarımsal teraslar, eğimli bir arazi üzerine yerleşmiş olan bu kentin tarımsal faaliyetlerini yapması, su erozyonunu önlemek, suyun daha iyi kullanılmasını sağlamak ve tarım alanlarını genişletmek için kullanılmıştır. Kentsel alanda ise tapınak, saray, endüstri ve mahkum bölgesi, fabrika ve muhafız evleri, ana meydan, mezarlık gibi çeşitli donatı alanları bulunmaktadır.

Şekil 3 Machu Picchu Yerleşimi Donatı Alanları

ANTİK YERLEŞİMİN OLUŞUMUNDA FAY HATLARI

Antik şehrin yerleşim yapısının oluşmasında topoğrafik özellikler ve coğrafi konumunun yanı sıra etkili olan bir diğer önemli faktörse alanın sahip olduğu fay hatlarıdır. Fay hatlarının yerleri, yerleşimin uydularla ve yerinde ölçümler yapılarak jeolojik yapısının incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. İnceleme sonucunda bölgede yer alan farklı büyüklükteki fayların “X” şeklini oluşturduğu ve yerleşimin altında kesiştiği görülmüştür. Şekil 2’de de görüldüğü gibi şehrin ana yapısı bölgedeki fay hatlarıyla aynı yönde inşa edilmiştir. Araştırmacılara göre, bölgedeki faylar hem Machu Picchu’nun inşasına hem de bugüne kadar ayakta kalmasına yardımcı olmuştur.

Yani sonuç olarak, fay hatlarının varlığı kentin oluşumunda ve günümüze ulaşmasında büyük faydalar sağlamıştır. Bu faydalardan ilki, yapıların inşasında kullanılacak olan malzemelere erişimi sağlaması ve işlenmesini kolaylaştırmasıdır. Fay hatlarının varlığı bölgede bol miktarda taş bulunmasını sağlamış böylece inşaatta kullanmak için uzak yerlerden taş taşınmasını gerektirmemiştir. Üstelik bölgedeki taşlar zaten zayıf oldukları kısımlardan çatlamış oldukları için kolaylıkla biçimlendirilebilmişlerdir. Bu taşlar İnka uygarlığı tarafından mükemmel bir duvar işçiliğiyle işlenmiştir.

Yerleşim konumdan dolayı hem gün doğumunda hem de gün batımında güneş ışınlarını direkt almasına rağmen duvarlarının bugüne kadar sağlam kalmış olması oldukça merak uyandırmaktadır. Bu da duvarların yapımında benimsedikleri yöntemle açıklanabilir. Yerleşimdeki yapıların duvarları şekillendirilirken, çimento veya benzeri bir bağlayıcı kullanılmadan büyük taş bloklardan (Şekil 4) yapılmıştır. Bu dev bloklar, birbirlerine özenle kenetlenmiştir ve bazıları tam 32 kenara kadar çıkarılarak çok sayıda açı oluşturacak şekilde kesilmiştir. En büyük taşın 3m*1.5m büyüklüğüne sahip olduğu bilinmektedir. Bu dev taşların tahmini ağırlıklarıysa yaklaşık 200 tondur. Bu taşların birçok sayıda açı oluşturan, birbirine sıkı bir şekilde kenetlenmiş yapısı dayanıklılığını sağlayarak onları günümüze kadar ulaştırmıştır (Matematiksel.org, “Machu Picchu: Fayların Üzerine Kurulmuş Bir Mühendislik Harikası”, 2023).

Şekil 4 12 Köşeli Bir Taş

Duvar işçiliğinin en iyi örnekleri tapınak duvarları (Şekil 5) gibi en önem verdikleri yapılarda da görülmektedir. Duvarların yapımında belirlenen asıl hedef ise sismik sarsıntılara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturmaktır. And bölgesinin deprem bölgesi olmasına rağmen, İnka yapıları yıllarca yıkılmadan varlığını sürdürebilmiştir. İlginç bir şekilde, bölgedeki en sağlam İspanyol binaları da İnka duvarları üzerine inşa edilenler olmuştur.

Şekil 5 Tapınak Duvarı Örnek Çizimi

Bu duvarlar içe doğru eğimli ve üst sıralara doğru çıktıkça incelen taşlardan yapılmıştır. Bu inşa şekli, hem estetik değer katmak hem de dayanıklılık sağlamak amacı taşımaktadır. Tapınak duvarlarının örnek çizimine (Şekil 5)  baktığımızda, taban yüzeyinin tavan yüzeyinden daha geniş olduğunu görüyoruz. İnkalar, harç kullanmadan, kesme adı verilen bir tekniği kullanarak ince oyulmuş granit taşlarını kağıt parçası sıkıştırılamayacak kadar hassas bir şekilde birleştirmişlerdir.

İnka mimarisinde yaygın olan ikizkenar yamuk biçimi, kapılar (Şekil 6), pencereler ve duvar nişleri gibi çeşitli yapı tiplerinde görülebilir. İnkaların çelik veya demir aletleri olmadığını unutmamak önemlidir. Bu taş bloklar, bronz ve taştan ince bir işçilikle şekillendirilmiştir.

Şekil 6 İkizkenar Yamuk Biçimindeki İnka Kapısı

Bölgedeki fayların sağladığı bir diğer avantaj ise, kanallar, çeşmeler, su kemerleri ve drenaj mekanizmalarını içeren kapsamlı bir su sisteminin oluşturulmasına katkıda bulunmalarıdır. Yerleşimde, suyun toplanması ve dağıtılması için farklı yöntemler hem kentsel hem de tarımsal alanlarda kullanılmıştır.

Machu Picchu gibi yüksek kesimlerde konumlanmış bir şehirde, yıl boyunca düşen yoğun yağışları etkili bir biçimde yönetebilmek adına yer altı drenaj sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem, şehrin ayakta kalmasına önemli bir katkı sağlamıştır. Ayrıca oluşturulan kanallar sayesinde yağmur ve kar sularının şehre yönlendirilmiş böylece içme suyu sıkıntısı yaşanmasını önlenmiştir. Bölgede zaten var olan faylarsa hem drenaj sistemlerinin kurulmasını kolaylaştırmış hem de aşırı yağışlar sırasında yağmur sularının tahliye edilmesine yardımcı olarak şehrin bugüne kadar ayakta kalmasına yardımcı olmuştur.

Kentsel alandaki yapılarda ise taşkın riskini azaltmak ve yağmur sularını kontrollü bir şekilde toplayabilmek için üçgen bir çatı modeli (Şekil 7) uygulanmıştır. Bu çatılar zaman içinde kaybolsa da kalan kısımlardan anlaşılacağı üzere çatılar suyu yönlendirmek amacıyla şekillendirilmiştir. Ayrıca, yerçekimini kullanarak su çekmek ve yağmur mevsimi boyunca taşmaları kontrol etmek için valfler içeren eğimli bir kanal sistemi inşa etmişlerdir. İnkaların su kemerlerinin bir kısmı, inşa edildikten yüzyıllar sonra bile hala kullanılmaktadır (Matematiksel.org, “Machu Picchu: Fayların Üzerine Kurulmuş Bir Mühendislik Harikası”, 2023).

Şekil 7 İnka Yapılarının Çatıları

Son olarak, tarımsal alanda (Şekil 8) ise eğimli ve engebeli olan araziden maksimum verimi sağlamak, su erozyonunu önlemek, suyun daha iyi tutulması, yağış sularını toplamak, ürünlerin sulanmasını sağlamak ve suyun akışını kontrol etmek amacıyla tarımsal teraslar tasarlamışlardır. Antik yerleşimin sahip olduğu bu farklı su sistemi mekanizmaları, günümüzde bile Machu Picchu’nun varlığını sürdürebilmesinin bir nedenidir.

Şekil 8 Tarımsal Alanlarda Su Sistemi

PLANSIZ, PLANLI KONUTLAR (21. Yy)

Bir önceki kısımda 1991 yılında keşfedilen ve günümüze kadar büyük bir çoğunluğunu koruyarak ulaşmış olan Machu Picchu yerleşiminden bahsettim.  Günümüzde devamlılığını sürdürmesindeki en önemli nedenleri, yapımında kullanılan yöntemleri ve kurulan çeşitli mekanizmaları aktarmaya çalıştım. Bu kısımda ise, 6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası bizim kentlerimiz ne durumda, bu afet karşısında ne kadar dirençlilerdi, yeni yapılan binalar neden yıkıldılar, antik yerleşimler doğal afetlere nasıl direndiler ve afet sonrası kentlerimizde neler yaşandı/yaşanıyor bu başlıklar üzerinde durmak istiyorum.

DOĞAYA KARŞI: YIKILAN KENTLER

BİNALAR NEDEN ÇÖKTÜLER?

6 Şubat’ta meydana gelen  merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş’ın Pazarcık (7,8 Mw) ve Elbistan (7,5 Mw) ilçeleri olan depremlerde 11 il (Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Malatya, Adana, Osmaniye, Kilis, Elazığ) büyük ölçüde zarar gördü.

Bu illerde gerçekleşen yıkımların temel nedenleri arasında, binaların yaşının ilerlemesi, zeminin taşıma kapasitesinin düşük olması, kullanılan inşaat malzemelerinin kalitesi, kolon ve kirişlerin boyutları ile donatı miktarının yetersiz olması bulunmaktadır. Ayrıca, inşa edildikleri döneme ait güncel yönetmeliklere uygun olmayan taşıyıcı sistem elemanlarının kullanılması, yapım sırasındaki hatalar ve yanlışlar, bitişik nizamda yer alan binaların kat seviyelerinin farklı olması gibi nedenler yer almaktadır (İstanbul Teknik Üniversitesi, 2023).

Kahramanmaraş ve Adıyaman’da, enkaz halindeki binaların çoğunluğu, genellikle ilk katların tamamen veya kısmen çökmesi sonucunda, üst katların birbirine yığıldığı, yan tarafa doğru kaydığı veya bir tür kat mekanizma oluşturduğu gözlemlenmiştir. Özellikle Hatay-Antakya ve Adıyaman-Gölbaşı gibi bölgelerde, zemin sıvılaşması etkisiyle binaların temel sistemleri, zemindeki sıvılaşma nedeniyle eğik bir şekilde göçmüş veya yan yatmıştır. Bu depremler sonucunda, özellikle betonarme binalar gibi yapıların, yönetmeliklere uygun bir şekilde, yüksek zemin kapasitesine sahip bölgelerde tasarlandığı ve inşa edildiği durumlarda, hastaneler ve kamu binaları gibi yapıların yapısal hasarlarını minimumda tutma potansiyeline sahip olduğu bir kez daha görülmüştür (İstanbul Teknik Üniversitesi, 2023).

YENİ İNŞA EDİLEN YAPILARIN HİKAYELERİ

6 Şubat depremi sonrası birçok bina yıkılmış ve bu büyük yıkımın nedenleri araştırılmaya başlanmıştır. Özellikle yeni yasal düzenlemeler sonrası yapılmış olan binaların neden çöktüğü merak konusu olmuştur. Bu doğrultuda, Malatya, İskenderun ve Hatay illerinden seçilen yeni yapılar incelenmiştir.

Malatya’daki apartmanın (Şekil 9) alt yarısının çökmüş ve binanın üst yarısı, toz ve moloz yığınının üzerinde eğik bir şekilde ayakta kalabilmiştir. Bu apartmanlar geçen yıl inşa edilmişler ve sosyal medyada görülen reklamlarında “son deprem yönetmeliğine uygun yapıldığı” söylenmiştir. Reklamda tüm malzemelerin ve işçiliğin “birinci sınıf kalite” olduğu iddia edilmiştir. Binanın yeni inşa edilmiş olması, 2018’de güncellenen yönetmeliğe uygun yapılmış olması gerektiği anlamına gelmektedir. Bu yönetmelikte, deprem riski olan bölgelerdeki yapılarda, çelik çubuklarla güçlendirilmiş yüksek kaliteli beton kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Sütunların ve kirişlerin de depremin etkisini karşılaması için, etkin bir şekilde dağıtılması öngörülmektedir (Horton, Armstrong, 2023).

Şekil 9 Malatya’da Deprem Sırasında Yıkılan Apartman (2022)

İskenderun’da yeni inşa edilen bir apartman (Şekil 10) da büyük ölçüde yıkılmıştır. 16 katlı binanın yanı ve arkası tamamen göçmüş ve küçük bir kısmı ayakta kalmıştır.

Şekil 10 İskenderun’da Deprem Sırasında Yıkılan Apartman (2022)

BBC’nin teyit ettiği Hatay’dan (Şekil 11) gelen bir fotoğraftaysa, dokuz katlı bir apartmanın enkaza dönüşmüştür. Enkazın önünde sitenin adı olan Güçlü Bahçe olduğu görülmüştür. Bu sitenin açılış töreninden ulaşılan görüntülere göre inşaatın Kasım 2019’da bittiği anlaşılmaktadır (Horton, Armstrong, 2023).

Şekil 11 Hatay- Güçlü Bahçe Projesi (2019)

Sonuç olarak, incelenen 3 farklı yapının da 2018’den sonra yapıldığı görülmüştür. Bu durumda, yapıların 2018 yılında güncellenen yönetmeliğe uygun yapılmış olması gerektiği fakat uymadığı tespit edilmiştir. Deprem yönetmeliğine uymayan bu binalar, yapısal zayıflıklar, temel sorunları, düşük kaliteli malzeme kullanımı, proje hataları ve güçlendirme eksikliği gibi nedenlerle depremde ciddi hasarlar almışlardır. Bu binaların yıkılma sebepleri, deprem anında yetersiz direnç göstermeleri ve genel güvenlik standartlarına uymamalarıdır.

DOĞAL AFETLERİN GÖLGESİNDE: ANTİK KENTLERİN DİRENİŞ VE AYAKTA KALMA HİKAYESİ

Machu Picchu yerleşiminin günümüze ulaşmasını sağlayan faktörler nelerdi? Bu uygarlık neyi doğru yapmıştı? İnkaların yaptığı gibi fay hatları üzerinde, doğal afetler karşısında dirençli kentler kurulabilir mi?

Antik yerleşimler, günümüze kadar ulaşan ve geçmişin bilgisini taşıyan yapılardır. Geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş olan Machu Picchu yerleşimi de içerisinde birçok örnek alınması gereken sistem bulundurmaktadır. Bu yerleşimin, fay hatları doğrultusunda kurulmuş olması, sahip olduğu su sistemleri, duvar işçiliği, binaları ve tarımsal alanlarının yapısı incelenmeli ve dersler çıkarılmalıdır. Bugün mücadele ettiğimiz doğal afetler, iklim ve gıda krizi gibi riskler karşısında nasıl sistemler kurgulanabileceği bu başarılı yerleşim örneklerinden öğrenilmeli ve uygulanmalıdır.

İnka yerleşiminin en önemli ve bugüne kadar gelmesini sağlayan faktör, temelde yerin bilgisini analiz ederek, yerin koşullarına en iyi şekilde cevap veren ve faydalanan yöntemleri uygulamış olmalıdır. İnkalar alanın özelliklerine göre kenti tarımsal ve kentsel yerleşim alanlarına ayırmıştır. Tarımsal nitelikli alanlarını, eğimli ve engebeli olan araziden maksimum verimi sağlamak, su erozyonunu önlemek, suyun daha iyi tutulmasını sağlamak, yağış sularını toplamak ve akışını kontrol etmek amacıyla tarımsal teraslar şeklinde tasarlamışlardır. Kentsel alanlarını ise yerleşimin altında yer alan fay hatlarından maksimum faydayı elde edecek şekilde tasarlamışlardır. Fay hatlarının zaman içerisinde oluşturduğu kırık taşları işleyerek, bu hatlar doğrultusunda dayanıklı yapılar inşa etmiş ve yerleşim alanlarını şekillendirmişlerdir. Tarımsal ve kentsel nitelikli alanlar içerisinde oluşturulan bu mekanizmalar, İnkaların yerin bilgisini ne kadar iyi anladıkları ve ona ne kadar iyi cevap verdiklerinin bir göstergesidir.

Son olarak, İnka antik yerleşimden günümüze aktarabileceğimiz en önemli ders yerin bilgisini doğru bir şekilde anlamak ve uygulamaktır. Dirençli yerleşimler oluşturmak için yerli halkın temel ihtiyaçlarına cevap veren, doğaya karşı değil, doğayla birlikte hareket eden sistemler kurgulamaktır.

YIKILAN DUVARLAR, KAYBOLAN ANILAR SONRASINDA NE YAPIYORUZ?

6 Şubat depremi sonrası yapılan çalışmalar incelendiğinde öncelikli olarak hızlı bir şekilde yapımına başlanan konutlar dikkat çekmektedir. Birçok ciddi barınma, gıda, altyapı, sağlık ve eğitim sorunlarıyla yüz yüzeyken, konut yapımı neden en ön planda yer alıyor? Böyle büyük bir felaket sonrasında bile neden aynı hataları yapmakta bu kadar ısrarcıyız?

Afet bölgelerinde büyük bir hızla üretimine başlanan konutlardan, Hatay (Şekil 12) ve Elazığ (Şekil 13) illerindekileri görüyorsunuz. Bu konutların yapım aşamasında daha önce yapılmış olan analizleri kullanmamak ve eski kent merkezlerinden uzakta uydu kentler oluşturmak ne kadar doğru? Yeni bir yaşam alanı oluşturmak için, başka bir yaşam alanı yok edilebilir mi?

Bu alanlara yapılan yeni konut inşaatları kent merkezinden kopuk, tarım ve mera arazileri gibi doğal alanlar üzerinde, uydu kentler şeklinde ve birbirine tıpatıp benzeyen yapılardır. Bu bağlamda kentlerin kendilerine özgü kimliklerini kaybettikleri, insan faktörünün ortadan kalktığı ve doğal yapıyı yok ederek doğadan uzaklaştığı unutulmamalıdır. Doğal ve kentsel alanlar birbirinden kopuk, parçacıl olarak düşünülmemelidir.

Şekil 12 Hatay’da Yapımı Başlanan Yeni Konut Alanı
Şekil 13 Elazığ’da Yapımı Başlanan Yeni Konut Alanı

Sonuç olarak, afet sonrası başlayan seri konut üretim sistemi tek yönlü bir yaklaşımdır. Oysa kentler sosyal, kültürel ve  toplumsal birçok süreci içeren kümülatif yapılardır. Üzerinde yaşamış olan toplumların birikim ürünüdürler ve onları yansıtırlar. Bir kentte tarih içerisinde yaşamış olan tüm toplumlar o kentin kültür ve kimliğini oluşturur. O yüzden kentler, sadece konut dokusuna sahip, barınma ihtiyacımızı karşılayan alanlar olarak değil, aynı zamanda çeşitli sosyal ilişkilerin üretildiği, farklı aktivitelere ev sahipliği yapan, açık/kapalı kamusal alanlara yer veren, doğaya entegre, sağlık ve eğitim gibi birçok ihtiyacımızın karşılandığı alanlar olarak, bir bütün halinde ele alınmalıdır.

Son olarak, Türkiye bir deprem ülkesidir. Depremin yaşanmasına engel olabilmek mümkün değildir, ancak olası zararlarını en aza indirmek mümkündür. Yaşam alanlarını yeniden inşa etmek ve gelecekte yaşanacak yeni doğal afetler sonrası aynı kayıpları tekrar yaşamamak için afet sonrası başvurulan ilk öncelik olan konut üretme mantığından biran önce vazgeçilmelidir. Afet sonrası temel ihtiyaçları karşılayan geçici barınma alanları sağlandıktan sonra bütüncül analizler yapılıp veriler güncellenmelidir. Analizler sırasında bu alanda yaşayanlar ve ihtiyaçları temel alınmalı ve katılımcı bir süreç benimsenmelidir. En önemlisi bu şehirlerin kendilerine özgü bir geçmişi ve buralarda yaşayan insanların oluşturdukları bir kentsel kültür, kimlik ve hafıza olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca afet sonrası planlama sürecinde geçmiş yerleşimlerden ders çıkarmak, doğal afetler karşısında dirençli kentler oluşturmayı başarmış örneklere odaklanmak ve bu yerleşimlerden dersler çıkarmak oldukça önemlidir. Tüm bu çalışmalar doğrultusunda, yerin bilgisini kullanarak özgün kapsayıcı planlar hazırlanmalı ve dayanıklı yaşam alanlarına sahip kentsel ve kırsal mekanizmalar tasarlanmalıdır.

KAYNAKÇA

Horton, J., & Armstrong, W. (2023, 10 Şubat). [Depreme dayanıklı olması gereken binalar neden çöktü?]. BBC Reality Check & BBC İzleme Servisi. Erişim tarihi: 25 Kasım 2023, [https://www.bbc.com/turkce/articles/cw43jvpxw9ro].

İstanbul Teknik Üniversitesi. (2023, Şubat). 2023 Deprem Raporu. Erişim tarihi: 25 Kasım 2023. [chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://haberler.itu.edu.tr/docs/default-source/default-document library/2023_itu_subat_2023_deprem_son_raporu.pdf?sfvrsn=1583fe76_2].

Matematiksel.org. “Machu Picchu: Fayların Üzerine Kurulmuş Bir Mühendislik Harikası”. Erişim Tarihi: 23 Kasım 2023, [https://www.matematiksel.org/machu-picchu-faylarin-uzerine-kurulmus-bir-muhendislik-harikasi/]

Ocak, M. E. (2019). “Machu Picchu Fayların Üzerine Kurulmuş.” Bilim Genç. Erişim tarihi: 22 Kasım 2023, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/machu-picchu-faylarin-uzerine-kurulmus