Latmos: Miras Üzerine Kazınılan Madencilik Yarası

“İnsan doğasının ne olduğunu bilmiyorum. Belki de yok ettiğimiz şeylerin açıklamalarını bırakmak insan doğasının bir parçasıdır..”

Ursula K. Le Guin

 Türkiye’de Kalkınma-Koruma Gerilimi

Ormanlar, kalkınma politikalarının hedefi haline gelirken, biyolojik ve kültürel zenginliklerini koruma çabaları genellikle arka planda kalmıştır. 1950’lerden itibaren Türkiye’de devletleştirilen ormanların yeniden özel sektöre devri, ekonomik faaliyetlere öncelik verilerek orman koruma politikalarının zayıflatıldığını göstermektedir. 1980 sonrası piyasa odaklı yaklaşımlar, orman alanlarının enerji altyapıları ve maden arama faaliyetleri için tahsisine hız kazandırmıştır. Bu durum, ormanların parçalanmasına, biyolojik çeşitlilik kaybına ve toplumsal direnişlere yol açmıştır​.

Türkiye’de 2000’lerden sonra ormanlar, neoliberal politikaların baskısıyla madencilik, enerji altyapıları ve diğer ekonomik faaliyetlere açılmıştır. 2012-2020 yılları arasında bu tür tahsislerin yol açtığı tahribat, yangınlarla yok olan orman alanlarının dört katını  bulmuştur. Ormanların yalnızca kereste veya enerji kaynağı olarak değerlendirilmesi, onların ekosisteme sağladığı sayısız faydanın ve kültürel önemin göz ardı edilmesine sebep olmuştur. Örneğin, 2/B düzenlemeleriyle orman sınırlarının dışına çıkarılan alanlar, biyolojik çeşitliliğin yanı sıra yerel halkların orman ekosistemiyle kurduğu kültürel bağları da tehdit etmiştir​.

Anayasanın 168. maddesi şöyledir:

“Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzelkişilere devredebilir.”

Anayasa metninden açıkça anlaşılacağı üzere, madenlerin aranması ve işletilmesi öncelikli olarak devletin sorumluluğundadır; bu yetkinin özel sektöre devri ise ancak istisnai bir durum olarak değerlendirilmelidir.

Latmos: Miras Üzerine Kazınılan Madencilik Yarası

Latmos Dağı, Anadolu’nun saklı cevherlerinden biri. Antik Latmos olarak bilinen bu bölge, Aydın ve Muğla illeri arasında, Bafa Gölü’nün doğusunda yer alan eşsiz bir ekolojik ve arkeolojik alan. 500 milyon yıllık gnays kayaçlarının ve çarpıcı kaya resimlerinin bulunduğu Latmos, binlerce yıllık bir tarihî mirası barındırıyor. Ancak bu eşsiz bölge, madencilik faaliyetleri nedeniyle tahrip edilmekte.

Latmos kaya resimleri, insanı toplumun bir parçası olarak betimlemiştir ve bu, aynı döneme ait diğer dünya resimlerinden ayrılan belirgin bir özelliktir. Diğer bölgelerde hayvan figürleri öne çıkarken, Latmos’ta kadın-erkek ilişkileri ve aile bağlarını yansıtan birçok çift tasvir edilmiştir.

Bölge, çok sayıda endemik bitki türünü ve nesli tehlike altındaki hayvan türlerini barındırıyor. Fıstık çamı ormanları, bölgenin en belirgin ekosistemlerinden biri. Ancak Latmos, sadece bir doğa alanı değil; yüzlerce yıl boyunca Anadolu’nun sosyo-ekonomik dokusunun bir parçası olmuş bir yer. Yerel halkın zeytincilik, balıkçılık ve çam fıstığı toplayıcılığı gibi faaliyetlerle geçimini sağladığı Latmos, aynı zamanda bir toplumsal yaşam alanı.

Madencilik Faaliyetlerinin Tehditleri

2014 yılından beri Latmos’un korunması için çok sayıda yerel ve uluslararası kuruluş kampanya yürütüyor. NABU-Derneği Almanya, WWF-Türkiye ve EKODOSD gibi örgütler, Latmos’un milli park ilan edilmesi için çabalarını sürdürüyor. 17 Nisan 2014’te, feldspat madenciliğinin bölgenin ekosistemine ve 8000 yıllık kaya resimlerine zarar verdiği çok sayıda yerel ve uluslararası kuruluş (NABU-Derneği Almanya, WWF-Türkiye ve EKODOSD) tarafından rapor edildi. Bu sorun yıllar içinde daha da büyüyerek yerel halkın ve çevre savunucularının mücadelesine dönüştü.

Ancak Latmos, bu zenginlikleri ve güzellikleri ile değil, madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan tehditlerle gündeme geliyor. Feldspat ve kuvars çıkarmak için Latmos’un benzersiz kayaçları delik deşik ediliyor. Latmos’ta çıkarılan feldspatın 2023 yılında ton başına fiyatı 350 TL. Bu kısa vadeli ekonomik kazancın karşısında, Latmos’un yıllar içerisinde kaybedilecek eko-kültürel mirası yer alıyor.

Bu faaliyetler, sadece bölgenin doğal yapısını tahrip etmekle kalmıyor; aynı zamanda tarihi ve kültürel eserlerin geri dönüşü olmayan zararlar görmesine yol açıyor.

Madenciliğin bölge halkı üzerindeki etkisi de yıkıcı. Maden tozları, tarım arazilerine ve yerel ekosisteme zarar verirken, fıstık çamlarından elde edilen geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Yerel halk, bu faaliyetlere karşı çıkıyor, ancak bu direnç çoğu zaman görmezden geliniyor ya da baskı altına alınıyor. 2024 yılı Ocak ayında başlayan mücadele hem bir umut hem de bir uyarı hikayesi.

Maden sahasının işletme ruhsatı 30 Mayıs 2014, işletme izni ise 19 Haziran 2024 tarihinde verilmiş olmasına rağmen şirket yasadışı olarak 2010 yılından itibaren çalışmaya başladığı sahayı bu hale getirmiş durumda.

10 Ocak 2024’te Söke Çavdar Mahallesi’nde, Kormad Madencilik firmasının kuvars ocağı kapasite artışı projesine karşı dava açıldı ve projede çevresel etki değerlendirme eksiklikleri bulunduğu vurgulandı. 20 Mart 2024’te ise Aydın’da Latmos’taki maden faaliyetlerine karşı açılan davalarda bilirkişi raporları mahkemeye sunularak, faaliyetlerin zeytincilik ve su rejimine ciddi zararlar verdiği belirtildi. Bunun yanı sıra, 22 Mayıs 2024’te maden şirketlerinin çalışma yollarını arkeolojik sit alanlarından geçirerek doğal dokuyu tahrip ettiği ortaya çıktı ve bu durum yerel halk ile çevre platformlarının tepkisini çekti. Son olarak, 24 Mayıs 2024’te Aydın İdare Mahkemesi, Kale Maden’in kapasite artışı iznini iptal ederek çevreye zarar veren faaliyetlere karşı önemli bir zafer elde edildiğini gösterdi.

Geçtiğimiz yıl “ÇED Olumlu” kararı 548 olarak kaydedilirken, “ÇED gerekli değildir” yönünde toplam 4 bin 236 karar alındı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2023 yılının sonuna kadar toplam 7 bin 208 “ÇED Olumlu” kararı verilmişken, “ÇED gerekli değildir” kararlarının sayısı 72 bin 295’e ulaştı.

Alternatif Bir Gelecek Mümkün mü?

Ursula K. Le Guin’in Dünyaya Orman Denir adlı kitabı, ormanlarla kaplı Athshe gezegeninin Arz’dan gelenler tarafından sömürgeleştirilmesini konu alır. Arzlılar, bu “Yeni Tahiti” dedikleri gezegeni temizleyip dönüştürmeyi, ilkel yapısını dizginlemeyi, ormanlarını Arz’a hammadde sağlamak için kesmeyi ve yerlilerini bu amaç uğruna köleleştirmeyi hedefler. Arz’dan gelen askeri gücün komutanı Yüzbaşı Davidson, gücünü insanlık adına kötüye kullanmaktan çekinmez; çünkü ona göre “buraya geldiklerinde hiçbir şey yoktu” (2022: 11). Davidson’ın gözünde Athshe, düzensiz ve okunaksız bir coğrafyadır: karanlık ve dolambaçlı ağaçlarla kaplı, yaprakların sonsuzluğu içinde tembelce akan bir nehirle çevrili, kıymetsiz görülen yerliler, geyikler, ve sürüngenlerle dolu bir yer.

Oysa Athshe dilinde “dünya” aynı zamanda “orman” anlamına gelir: Orman, Athshelilerin dünyasıdır. Gerçekten de orman, sadece “birkaç ağaç” değil, başlı başına bir dünyadır. Orman birlikte-oluşun evidir. Havadaki, topraktaki, sudaki maddelerin; bitki örtüsünden mantarlara, ağaçlardan hayvanlara kadar birbirine dönüştüğü yaşam ve ölüm döngüsüyle örülüdür. Genel kanının aksine, orman insansız bir yer de değildir.

Tarih boyunca, ekonomik çıkarlar adına ormanları yok eden politikalar, doğal döngüleri bozmaya devam etmiştir. İnsanların ve doğanın birbiriyle uyum içinde yaşadığı bu alanların korunması için şeffaf bir planlama ve uzun vadeli sürdürülebilirlik stratejilerine ihtiyaç vardır. Latmos’ta yaşanan madencilik faaliyetleri, doğa-kültür denklemini bir kez daha sorgulatmakta ve daha dengeli yaklaşımlar geliştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yerel halkın refahı, ekolojik dengenin korunması ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması ancak bu bölgenin madencilik faaliyetlerinden arındırılmasıyla mümkün.

“Latmos Kazgagası (Corydalis varolaydinii)” ve mücadelelerinden ötürü @latmosplotformu’na sevgilerle…