Kent Sosyolojisi, Göç, Kent Tarihi: Dünyanın İlk Gettosu

Dünya tarihinde sosyal yapının mekansal olarak ayrışmasına ilk örnek olarak değerlendirilen ve “getto” teriminin de çıkış yeri olan Yahudi yerleşimini; bugün Venedik’te hala görebilmek mümkün. Gidip gördükten sonra bu mekanın nasıl oluştuğu, burada neler yaşandığı, vb. soruların akıllara düşmesi ise mümkün değil.

Günümüzde Yahudilerin onlarla bir arada yaşamak istemeyen Hristiyanlar yüzünden Avrupa’da hep tecrit halinde yaşamış oldukları düşünülebilir. Ancak örneğin orta çağda Roma’da yaşayan Yahudiler, kent dokusunun kendilerini bir mekâna kapatmaya elverişli olmaması nedeniyle dağınık küçük hücreler halinde yaşıyorlardı. Kendilerini zulümden koruyabilmek için kimliklerini gizlemek zorunda kalıyorlardı. Söz konusu Venedik olunca durumun bundan farklı geliştiği görülmektedir. Venedik’in su üzerinde takım adalar halinde kurulmuş olan kendine özgü fiziksel yapısı, şehrin ileri gelenlerine; suyun oluşturduğu duvarların şehrin içindeki bazı kesimlerin nasıl tecrit amaçlı kullanılabileceğine dair ilham vermiştir.

Coğrafi konumu ile benzersiz bir liman olan Venedik için baharat ticareti; Yahudileri ve diğer yabancıları şehre çekme pahasına zenginlik getiren ticaretin ilk örneğiydi.  Venedik’te şehre yerleşmiş yabancılar (Yahudilerin yanı sıra Almanlar, Yunanlılar, Türkler, vs.), ortak bir imparatorluğun ya da ulus-devletin mensupları değildi ve resmen şehrin vatandaşı sayılmıyorlardı. Diğer bir deyişle daimî göçmenler olarak yaşıyorlardı. Şehre gelen Yahudilerin birçoğu, baharat gibi yabancı mallardan elde edilen karların elmas, altın ve gümüş gibi yatırımlara çevrildiği sürece dahil olmuştur. Yahudi bankacılığı, paranın çabucak tekrar satılabilir mallara yatırılması yoluyla gelişmiştir. 1600’lerin ortalarına gelindiğinde Venedik’in dış ticaretinin çoğunu Yahudiler kontrol etmeye başlamışlardır. Ayrıca göçmen Yahudi doktorlar, avukatlar ve alimler, Venedik Cumhuriyeti’nin günlük işlerinde de önemli rol oynamaya başladılar.

Tüm Avrupa’da Yahudi karşıtlığı ve dışlama hakimken Venedik Cumhuriyetinin Levanten Yahudilerinin yerleşimine izin vermesindeki öncelikli amaç elbette ki ekonomik avantajlardan istifade etmekti. Yahudiler tüccarlara bankacılık hizmeti sağlıyor, yoksullara ve devlete krediler veriyor, yüksek vergiler ödüyorlardı. (Bu konuda Shakespeare’in ünlü oyunu ‘Venedik Taciri’ ve Yahudi tefeci Shylock ile tüccar Antonio’nun hikayesinin anlatısı eleştirel bir gözle okunabilir). Din ile ekonomi arasında olduğu bariz bir biçimde görülen çelişki söz konusu olduğunda mekân üzerinden kurgulanan bir çözüm geliştirilmiştir. Bu sayede bir orta yol bulunması amaçlanmıştır.

Venedik’te Yahudiler ve diğer yabancılar için yer ile hukuku birbirine bağlayan, yere-ait-haklar adı verilen bir uygulama yapılmaya başlamıştır. Bunun anlamı; sınırları belirli olan mekanlarının yaratılması, yabancılar için tahsis edilmiş bu alanlarda kişilerin her türlü şiddete karşı korunması, ancak o kişi şehrin kendine ait olmayan bir yerine yürüdüğünde saldırıya karşı korunma hakkını kaybetmesiydi. Sadece bu hali ile bizler tecrit edilmeyi bir iktidar dayatması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ancak Rönesans Venedik’inde Yahudi gettosunun oluşum hikayesi de daha karmaşıktır. Venedik Yahudileri, maruz tutuldukları tecridin ironik biçimde olumlu değer içerdiğini düşünen ilk kişiler oldular. Gettonun Yahudileri zorla ikamet ettiklerini bir hapishane olarak nitelendirmediler. Sakinleri için getto, dış dünya ile temas meselesini gündeme getiriyordu. Getto duvarlarının dışına adım attıklarında Yahudilikleri riske giriyormuş gibiydi. Başkalarına açıklık, bir kimlik kaybı tehdidini de beraberinde getiriyordu. Kimliğini gizlemekten asimilasyona, kimlik kaybının çeşitli versiyonları diğer seçenekler olduğunda; getto deneyimi çoğunluk için daha tercih edilebilir olan seçenekti. Örneğin Yahudilerin gettoya girmesi karşılığında devlet onların sinagog inşa etmesine izin veriyordu. Yahudiler için Venedik’te “Yahudilik”, artık mekânsal bir deneyimdi.

Venedik’te yaklaşık 500 sene önce oluşturulan tarihteki bu ilk gettonun mekânsal özelliklerinden bahsedilecek olursa; Venedik adalar bölgesinin kuzeyinde kalan “Cannaregio” bölgesinde yer almaktadır.



Getto sözcüğü İtalyanca “gettare” olan dökmek fiilinden türetilen “dökümhane” kelimesine referans vermektedir**. Daha sonradan Yahudilerin yaşayacağı bu alanda, orta çağ döneminde Venedik gemilerinde kullanılmak üzere demir havan topları dökülüyordu.  Bu yönüyle alan, aslen bir metal dökümhanesinin, endüstriyel enkazın, kirliliğin ve sağlıksız havanın bulunduğu bir yerdi. 1400’lerin ortasında önce Hıristiyanlar için bir yerleşim bölgesi haline gelen bu kesime 1516’da Hristiyan nüfusun yerine Yahudi nüfus yerleştirildi.

Getto, tüm etrafı kanallarla çevrili, ortasında geniş bir meydan bulunan paralelkenar şeklinde bir kara parçasıdır. Getto, çevresindeki adalara köprüler ile 2 noktadan bağlı idi ve bu köprüler kapatıldığında getto da dış dünyaya kapatılmış oluyordu. Suyun sınırındaki binaların cepheleri gettonun duvarlarını oluşturduğu için bu cephedeki pencerelerdeki balkonlar da kaldırılmıştı.



Gün batımından gün doğumuna kadar köprüler kaldırılıyor, pencereler kapatılıyor, kanalda güvenliklerini sağlamak için ücreti getto sakinleri tarafından ödenen iki gemi devriye bekliyordu. Gün içerisinde de örneğin Yahudilerle ticari ilişkileri bulunan Hristiyan nüfus gettoya gelip gidiyordu. Gece geçerli olan mekânsal kapatma da genç Yahudilerin şehrin diğer bölgelerindeki gece partilerine katılmaları halinde zaman zaman esnetiliyordu. Gün içerisinde getto dışında bulunmaları halinde ise Yahudilerden sarı bir başlık veya rozet takmaları isteniyordu.

Yahudilerin gettonun binalarına sahip olmalarına izin yoktu; sadece mevcut evlere kat çıkmalarına ve binaları içeriden gittikçe küçülen apartmanlar halinde bölmelerine izin veriliyordu. Bu süreçte bazı binalar altı katına çıktı. Kendi dönemi içerisinde değerlendirildiğinde, bu binalar oldukça yüksek katlı yapılar haline gelmişti. Fiziksel yetersizlik nedeniyle getto alanı iki kere büyütülmek zorunda kalındı. “Gheto Novo” adasına (aşağıdaki şekilde pembe yapılar) 1541’de “Gheto Vecchio” (aşağıdaki şekilde mavi yapılar), ardından 1633’te de “Gheto Novissimo” (aşağıdaki şekilde sarı yapılar) eklendi.



Eklemeler yapılmış olmasına karşın getto, fiziksel olarak giderek daha çok kangrene dönüşen bir alan halini almıştır. Yaşam koşulları sıkışık ve sağlıksız bir hal almıştı. Bölünen odalara yalnızca diğer ailelerin yaşam alanlarından geçilerek erişilebiliyordu. Bir dönemde 5000 kişi 2 hektarlık bir alanda yaşadı. Veba salgını döneminde hastalık da bu fiziksel ortamda kendine iyi bir yer edinmiş, getto nüfusunun büyük bir bölümü bu dönemde hayatını kaybetmişti. Venedik, 1700’lerde ekonomik ve politik gerileme yaşarken, gettoda yaşayan nüfus da benzer bir süreçten geçti. Altmış yıl sonra, Napolyon’un birlikleri Venedik Cumhuriyeti’ne son verdi. Gettonun kapıları yıkıldı ve alanın ortasında ateşe verildi. Yine meydandaki açıklığa bir özgürlük ağacı dikildi. Bu gelişmeye rağmen Venedik Yahudileri 1818’e kadar tam vatandaş olamadılar. Birçok Yahudi gettoda yaşamaya devam etmeyi seçti ve getto, Venedikli Yahudi toplumu için odak noktası olarak kaldı.

1938’de İtalya’daki ırk yasaları, Yahudi topluluğunu büyük ölçüde etkiledi ve tehlikeli düzeyde bir ayrımcılık başladı. Alman birlikleri 1944’e geldikten sonra getto adasında her yaştan Venedikli Yahudiler toplandı ve oradan sınır dışı edildi. Çoğu asla geri dönmedi. Günümüzde yaklaşık 500-600 Yahudi’nin Venedik’te yaşamasına ve bunların sadece 30’unun gettoda bulunmasına rağmen; Venedik’teki Yahudi cemaatinin son yıllarda mütevazı bir yeniden doğuş yaşadığı söylenebilir. Çevrede birkaç Yahudi dükkanı, bir kitap yayıncısı, bir sosyal merkez, yaşlılar için bir dinlenme evi, bir müze, bir yeşiva ve bir koşer restoranı bulunmaktadır. Günümüzde kısmen turistik bir alan haline gelen gettoda Venedik’e gelen turistler de şehrin bu kesiminde müzeyi, dini yapıları ziyaret edebiliyor, bir Yahudi restoranında yemek yiyebiliyor, hatta kartpostal şeklinde satılan yapı planlarını kesip yapıştırarak kendi maket gettosunu yapabiliyor…

Venedik dönemi değerlendirildiğinde; gettolaştırmaya isyan etmiş olan Yahudiler köksüz hayatlar yaşamanın ıstırabını çekerken, gettolaştırmayı kabullenenler tam da bu kök salmalarının ıstırabını çekmiş oldukları söylenebilmektedir. Bunun gettolar halinde yaşama deneyiminin olumlu veya olumsuz anlamdaki aşırı ikili yapısından kaynaklandığı açık. Dünyanın ilk gettosu için yapılan bu değerlendirmeyi, daha sonra dünyanın bambaşka coğrafyalarında bambaşka azınlıklar tarafından deneyimlenen gettolar için de yapabilmek mümkün gözüküyor.

*Venedik gettosunun kuruluşunun öncesinde benzer bazı yerleşimler de bulunduğu, çeşitli araştırmalarda yer almaktadır. Ancak bu terime adını veren yerleşim olduğu için Venedik gettosu pek çok kaynakta dünyanın ilk gettosu olarak anılmaktadır.

**Dil bilimcilerin getto sözcüğünün anlamına ilişkin farklı görüşleri de bulunmaktadır, yazıda 1 numaralı kaynakta yer alan tanımlama aktarılmıştır.

Kaynaklar:

  1. Sennett, R. (2014). Yabancı: Sürgün üzerine iki deneme. T. Birkan (Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
  2. https://europeforvisitors.com/venice/articles/venice_ghetto.htm
  3. http://www.seevenice.it/en/the-campo-of-the-ghetto-novo-venice/
  4. https://www.theguardian.com/travel/2016/mar/30/500-years-venetian-ghetto-jewish-italian-history
  5. https://www.nytimes.com/2015/11/06/t-magazine/travel-venice-ghettos-synagogues.html
  6. Kapak Görseli: https://www.freewalkinvenicetours.com/blog-free-tour-tour-in-venice/item/71-jewish-ghetto-in-venice.html
  7. Birinci Şekil: https://www.venetoinside.com/discover-veneto/venice-art-cities/venice/areas/ve Google Maps uydu görüntüleri
  8. Fotoğraflar yazar arşivine aittir
  9. Getto şeması: http://www.siger.org/jewish-history-on-the-map/en/diaspora-1



Yorum Yap