Belgesel Değerlendirmesi – Anafartalar

Yapımı ve yönetmenliği Galip Kürkçü tarafından üstlenilen Anafartalar belgeselinin prömiyeri Mayıs ayında Büyülü Fener sinemasında gerçekleşti. Belgeselde yapının cumhuriyet mirası için önemi, yapıldığı dönemde sanatın kamusallaştırılmasındaki rolü ve senelerdir maruz kaldığı yıkım tehdidinin sonuçları ile ilgili değerlendirmeler yer alıyor. Akademisyenler ve sanatçılarla birlikte, çarşının 1960’lı yıllardaki görkemli günlerinden bugünkü sessiz haline geldiği sürece kesintisiz tanıklık etmiş olan dükkan sahiplerinin anlattıkları bir kenti kent yapan toplumsal bellek ve mekan ilişkisine dair bizlere fikir vermesi açısından önem taşıyor.

Modern dönem yapıları inşa edildiği dönemin üslup ve tekniğini yansıtması sebebiyle belge değeri, halen kullanılıyor ve ihtiyaca cevap verebiliyor olmaları sebebiyle işlevsel ve ekonomik değer, uzun tarihsel süreçte kamusal günlük yaşama tanıklık etmeleriyle de hem bireysel hem toplumsal anlamda anı değeri taşımaktadırlar. Bununla birlikte belirli yapılar kendi ölçeğinde mimari teknik ve kültürel miras değeri de barındırmaktadır. Yapıların bir bütün olarak oluşturduğu bu modern mimari ve kentsel kimlik değerinin yok olması geçmiş nesillerden bugüne gelişen Türkiye’nin ve Ankara’nın kentleşme kültürüne ciddi zararlar vermekte ve yeri doldurulamaz boşluklar oluşmasına sebep olmaktadır. Cumhuriyet mirasının siyasi iktidar tarafından açıkça yok edilmek istenmesi ve yıkımların ardından yerine konulacağı vaat edilen kentsel unsurların yaratacağı rant birçok yerde şehirleşmenin önemli parçalarından endüstri yapılarının, sivil mimari örneklerin, spor yapılarının hatta modern üslupla inşa edilen dini yapıların bile yıkılmasına veya çürümeye terk edilmesine neden olmaktadır. Buna benzer şekilde, Anafartalar Çarşısı’nın da yıkılarak yerine yeniden, aynı işlevli bir bina, çarşı binası yapılması hem kaynakların kullanımı hem de mirasın korunması açısından çok büyük bir kayıp, belgeselde de söz edildiği üzere, manasızdır. Ne yazık ki bugün aynı süreç “millet bahçeleri” için de işlemektedir. Birçok il merkezinde halen kullanılan parklar, içindeki tesisler ve stadyumlar yıkılarak millet bahçeleri ve sosyal tesisler “yeniden” inşaa edilmeye başlanmıştır.

Anafartalar Çarşısı’nın karakterini oluşturan bir başka unsur olarak seramik panolar, belgeselde de sıklıkla bahsedildiği üzere dönemin sanatçıları tarafından yapılmış kendi türlerinin özgün ve gelişkin örnekleridir. Çarşı yapısına yerleştirilen eserlerin sanatsal değerinin ve estetiğinin yanısıra, bu uygulamayı özgün kılan eserlerin özgürce ve sanattan taviz vermeden kamusal alanda sergilenmekte olmalarıdır. Toplumun her kesiminin erişimine açık bu eserler binanın bütünüyle birlikte halkın estetik kültürünü beslemektedir. Türkiye’nin, binanın yapıldığı dönemde sanata verdiği değeri ve estetik anlayışı ortaya koymaktadır.

Son elli senedir uluslarası ölçekte kültürel mirasın korunması süreçleri katılımcılık ve paydaş yönetimi konularına odaklanmaktadır. Ulus kent merkezi ve Anafartalar Çarşısı için alınacak kararların sonuçlarından ilk etkilenecek olan, dolayısıyla söz hakkı bulunan paydaşlar alanın kullanıcıları, mülk sahipleri yani çarşı esnafı ve burayı sahiplenen çevrelerdir. Filmde büyük ölçüde yer verilen röportajlarda, yıkım endişesinin esnaf üzerinde yaratmış olduğu hüzün ve olumsuz hava net biçimde anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bütün bir semt, şehir ve ülke de bu endişeyi taşımakta, Ulus’ta yer alan bu değerli cumhuriyet dönemi modern mirasının yok edilmemesi için çaba sarf etmektedir. Kürkçü’nin belgeseli de tüm bunlar gerçekleşirken, yapının 60’lı yıllardan beri oluşturduğu alışveriş ve ticaret ile biraraya gelme pratiğini, çarşının yarattığı yaşam kültürünü ortaya koyması, ve yıkıma ilişkin bu güne kadar yaşananları belgelemesi açısından önem taşıyor.

2002 senesinden beri tehdit altında olan Anafartalar Çarşısı 31 Mart seçimleriyle değişen yerel yönetimin “yıkılmayacak” beyanıyla şimdilik işlevini olduğu gibi sürdürebilmektedir. Ancak iktidarın kentleşme politikasının önemli hedeflerinden birinin hala kentsel dönüşümle tarihi kent merkezlerinin “yenilenmesi” olduğu bilinmektedir. Ulus tarihi kent merkezinin yapı ölçeğinde değil alan ve doku ölçeğinde korunması sağlanana kadar tehdit sürmektedir. Alanın özgün tarihi ve işlevsel niteliklerini kaybetmeden yenilenmesi için yapılacak projelerin büyük hassasiyetle, uzmanlar tarafından ve katılımcı süreçler işletilerek yapılması gerekmektedir.