Sokakta Ve Kadrajda: Kadın Gözünden Politik Ankara
- arzuazin
- 11/09/2025
- Gezi Notları, Görüş
- 25Kasım, 8Mart, AnkaraBelleği, AnkaraSokakları, BaşkentteKadın, EylemVeFotoğraf, FeministMücadele, HafızaVeMekân, KadınGözüyle, KadınveŞehir, KamusalMekandaKadın, PolitikAnkara, SokakEylemleri, SokaktaKadın, SokakVeŞehir
- 0 Yorum
Dil, toplumun normal ve anormal algılarını belirleyen çok güçlü bir araçtır. Sık kullanılan sözler, farkında olmadan düşünce biçimlerini ve kültürel alışkanlıkları şekillendirir. Örneğin Yeşilçam filmlerinde “sokak kızı” klişesi çok sık yer alırdı. “Kötü yola düşmüş ama kalbi temiz kadın” hikâyelerini hepimiz biliriz. Bu ifade, toplumsal baskının bir örneğiydi. Sokak ve kadın bağlamı, tehlike, ahlaksızlık veya kontrolsüzlükle eşleştirilirdi. Bir nesil, sokakta olmayı genellikle seçmeyen ve sokağa düşmüş kadın imgeleriyle büyütüldü. Sokak, erkeklerin egemen olduğu; kadınların ise ‘düştüğü’ mekânlar olarak düşünülüyordu.
1996 yılında piyasaya sürülen Nazan Öncel’in Sokak Kızı albümü, ülke çapında bir kırılma yarattı. Nazan Öncel, bu ifadeyi dilsel bir devrimle yeniden yorumlayarak sokakta var olma hakkını savunan güçlü, asi bir kadın imajına dönüştürdü. Albümde “sokak kızı” artık utanç değil, gururla sahiplenilecek bir kimlik haline gelmişti. Öncel’in konserlerinde sık sık dile getirdiği çok sevdiğim bir sözü var: “1969’da sahneye çıktığımda 13 yaşındaydım. Tanınan biri olsaydım ‘Küçük Nazan’ diyeceklerdi. Neyse ki direkten dönmüşüm ve ‘Sokak Kızı’ olabilmişim” der. Bu sözüyle kendi kimliğinin inşasını sokak üzerinden kuran, kamusalda kendine yer arayan bir kadın görürüz.

Biz özellikle küçük şehirlerden gelen kadınlar , politik eylemselliği, kadın olarak sokakta var olmayı çok sonraları öğrendik. Ankara’ya üniversite okumaya gelişimle başladı benim de ilk gerçek sokak deneyimim. İlk defa bu şehirde sokakta sabahladım, ilk 8 Mart’ıma bu şehirde katıldım, hiç tanımadığım bir eylemci arkadaşımdan halay çekmeyi sokakta öğrendim. Büyük şehirleri ve kalabalıkları hep çok sevdim. Büyük şehirler tarih boyunca görünmezliği vadetti bizlere; en büyük sihirleri buydu belki de. O kalabalığın içinde acı çeken, mutlu, mutsuz, zengin, fakir milyonlarca insandan herhangi biri olmak… Falanca kişinin kızı, karısı, kardeşi değil; herhangi biri.
Sıkışmış toplumlarda büyük şehirler bütün aitlik eklerinden sıyrılıp herhangi biri olabilme fırsatı veriyor bizlere. Herkesin görünür olmak için yırtındığı modern dünyada, mekanda görünmezlik isteyen bir güruh olarak o kadar da yalnız değiliz. Peki, bu kalabalığın sunduğu görünmezlik hissi yeterince işlevli mi? Herhangi biri olmamız koruyor mu bizi bakışlardan, yargılanmaktan ve toplumun bireysel cezalandırmalarından? Sokakta varolmak için görünmezliği göze alırken bir yandan da ataerkil bir devlet düzeninde görünmeye çabalamak sanırım bize verilen en büyük ikilemlerden biridir.
Neden Ankara? Neden Fotoğraflar?
Ankara, başkent olmak için tasarlanan bir şehir olması itibariyle kendiliğinden oluşan kentlerden farklı bir kurgu mekanıdır. Cumhuriyetin ilanıyla beraber bir misyonun, yeni başlangıçların mekâna yansıma örneğidir. Gerek bürokrasinin merkezi olması gerek öğrenci ve memur nüfusunun yoğunluğuyla düzenli ve belli rutinleri olan bir mekan yaratır. Kurallar ve saatler, mekanın efendisidir bu şehirde. Örneğin, gece dokuz buçuktan sonra muhtemelen o beklenen EGO’nun gelmeyeceğini bilmek gibi sözlü ve sözsüz bir sürü kural silsilesi vardır.
Bu çetrefilli grinin içinde yürüyerek bir yerleri deneyimlemek ise oldukça keyiflidir. Ya da belki de toplu taşımanın yetersizliği yüzünden şehirde yaşayanlar olarak yürümeyi romantize ettik ve kendimizi buna inandırdık. Ankarayı yaşayarak deneyimleyenler (buna şehre sonradan gelip, sahiplenen Ankaralılar da dahil) neden Kızılay-Tunalı arası yürümeyi bu kadar seviyoruz, düşündünüz mü? Şehre ilk geldiğimde benim de çok anlam yükleyemediğim zamanla sevdiğim ve Ankaralılar için gözde yürüyüş rotası, acaba ulaşım modlarının yetersizliğini kabulleniş ve bununla bir baş etme yöntemi olabilir mi? Örneğin, Kızılay-Tunalı güzergahında güzel bir tramvay sistemi düşünelim. Günün her saati kullanıma açık olsun. Yine de bu kadar romantize eder miydik bu rotayı? Ederdik demeyi seçiyorum ve amatör fotoğraflar çekmeyi seven düz bir kentli olarak şehri yürüyerek araçsız deneyimlemenin kıymetini yok saymak istemiyorum.
Belki de sokakları bu kadar yüründüğü için fotoğrafa bu kadar müptela olduk ve şehir yadsınamayacak derecede amatör fotoğrafçı barındırıyor. Peki, “Ankara’da çekecek ne buluyoruz bu kadar?” sorusuna gelirsek… “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcastinde denk geldiğim fotoğrafçı Büşra Bozdemir’e göre şehrin dikkat çeken parlak ayrıntıları az olsa da şehir, dikkatle bakanlar için incelikli, sakin ve naif bir atmosfer barındırır. Düzenli, belli rutinleriyle sürprizlere çok yer vermese de gündelik hayatı ve onun gündeliğini belgelemek isteyenler için zengin bir gözlem alanıdır (Dönmez, Gürüz & Bozdemir, 2023).

Bu gündeliğin cazibesi; daha turistik Ankara Kale çevresi fotoğrafları, hepimizin bildiği, her yağmur yağdığında sosyal medyada beliren su birikintileri içerisinde Ankaralı aşık çift fotoğrafları (ki bu fotoğraflar da politize şehrin altyapı sıkıntılarını belgeler niteliktedir) dışında Ankara’da fotoğraflanacak ne var diye düşündüğümüzde, ciddi bir sokakta eylem pratiği gözlemliyoruz.
Politize Şehir
Ankara, gerek ülkenin “kurumsal” siyasetine yön veren parti merkezlerinin burada konumlanışı gerekse sendikalar, meslek odaları, STK’lar ve öğrenci hareketleri ile oldukça yüksek bir sokakta eylem pratiğine sahiptir. 1968 Öğrenci hareketleri ve üniversitelerde politik şiddet; 1980 sendikal hareketler, kitlesel mitingler, genel grev kararları; 90’larda insan hakları eylemleri… 90’lardaki bu süreçten gazeteci Ayça Örer, Ankara Sokaklarında Aldığım Dersler yazısında şöyle bahseder: “6 Kasım’da Sakarya üst geçitten atılanlar ve her vize/final döneminde pusuya düşürülüp kafasında keser patlatılanlar. 90’lar Ankara’sında öğrenci olmak güzeldi de, vücut bütünlüğünü korumak ustalık gerektiriyordu.’’ Böyle süreçlerden sonra 2013 Gezi Direnişi, 2025 Ekrem İmamoğlu destek eylemleri ve nicesi… Bunun yanında şehrin sokaklarının politik bir takvimi de vardır ve tekrarlanan eylem pratikleri de barındırır: İnsan Hakları Anıtı önünde Cumartesi Anneleri, sendika ve meslek odası basın açıklamaları, kadın örgütlerinin 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşleri ve LGBTİ+ Onur Yürüyüşleri gibi.
“Ankara’nın ‘resmiyetinde’ eylem yapmak biraz zordur. Kaygısı büyüktür, önlemi serttir. Acıması azdır. Ankara yalnız insanını değil, gerekirse sokağını da ‘gözaltına’ almasını bilir. Yıllarca polis barikatlarının ardından bakan İnsan Hakları Anıtı’nı hatırlayın (Örer, 2025).” Böyle bir kent dinamiğinde, sokaklarda sadece varolmanın bile mücadele gerektirdiği yıllardan sonra Ankara sokaklarını sahiplendiğimiz ve sokaktaki varlığımızı meşrulaştırdığımız eylemlerde var olmak, bu eylemlerde kadın olarak var olmak tahmin edersiniz ki o kadar da kolay olmamıştır.

Sokak – Kamera ve Mücadele
Günümüze gelene kadar ise, Cumhuriyetin kuruluşu ile başkent olan yeni şehirde fotoğrafçılık; foto muhabirlerin yoğunlukta olduğu devlet erkanını, askerleri ve yeni meydanlarıyla bir kentin ve devletin inşasını belgeleyen, devleti temsil eden bir kitleden oluşuyordu. Bununla beraber,1920’li yılların başında Ankara Ulus ve Hacı Bayram çevresinde Zafer, Hilal ve Lüks Aile Fotoğrafhaneleri gibi ilk stüdyolar açılmış; bu dönemde postagemanlı görsel belgeler üreten Cemal Işıksel, Foto Celal ve J. Weinberg gibi fotoğrafçılar Ankara’nın görsel belleğine katkıda bulunmuştur (Tamur, 2013). 1930’lardan itibaren Ankara’da amatör fotoğrafçılık yaygınlaşmış, savaş yıllarında yaşanan malzeme sıkıntılarına rağmen fotoğraf gündelik ve kamusal yaşamın önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bu dönemde, ailelerden devlet memurlarına, okul topluluklarından nikâh törenlerine kadar pek çok alanda fotoğraf çekilmiştir (Tamur, 2013).
Ankara ve fotoğraf kültürünü incelediğimizde kadrajın arkasında askerleri, fotomuhabirleri ve azınlıklara mensup erkekleri görürken kadınların burada da var olması zaman almıştır. Günümüze geldiğimizde sokakta varolmaya, bu anları belgeleştirmeye cesaret eden kadın belgeselcilerimiz tutuklanmış, fotoğrafçılarımız eylemlerde yerlerde sürüklenmiştir. Fotoğrafın hem tanıklık hem de hafıza oluşturmak için önemi yadsınamaz. Eylemlerdeki slogan, pankart ve beden dili üzerinden bugünün politik atmosferi yarınlara miras kalacaktır. Sokakta varolmanın, eylemselliğin karşıtı olan iktidar, kolektif bilinci besleyen yaratımın da karşıtıdır.

Aslında bu yazının çıkış noktası yukarıda kameraya gülümseyerek bakan Sibel Tekin’in fotoğrafıdır. Bu yazı bir fotoğraf hikayesi ve politik bir tanıklıktır. Sibel Tekin’in hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan dava, 23 Şubat 2023 tarihinde Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Sibel Tekin belgeseli için 15 Aralık 2022’de Ankara’nın Tuzluçayır semtinde kalıcı yaz saati uygulaması nedeniyle karanlıkta işe giden insanları çekerken, infaz koruma memurlarının olduğu servis aracı ile yoldaki polis noktasının görüntülere girdiği iddiası ile gözaltına alındı. 17 Aralık’ta da tutuklanarak Sincan Cezaevine gönderildi (İnsan Hakları Derneği, 2023).
Peki kim bu Sibel Tekin? Belgeselci, video eylemci ve akademisyen; 2009 yılında Ankara’daki Abdi İpekçi Parkı’nda direnen işçilerden “Tekel İşçileri Direnişi”, 2015’teki Suruç, Diyarbakır mitingi ve Ankara Tren Garı saldırılarını ele alan Ölüm Ne Yana Düşer Usta (2019), 2013–2020 yılları arasında Yüksel Caddesi ile Konur Sokak arasındaki İnsan Hakları Anıtı çevresinde gerçekleşen basın açıklamaları ve eylemleri derleyerek Heykel (2020) gibi belgeselleri ve seçkileriyle Ankara’nın hafızası niteliğindedir. 30 Ocak 2023 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol tedbiriyle tahliye edilirken bu sürecin sonunda ise yukarıdaki ironik fotoğrafı kalmıştır.

Sokaklardan dışlandığımız zamanların o kadar da uzak olmadığı bugünlerde, dünyadaki eylemlerin neredeyse tamamında kadınlar sokakta ve mücadelede en önde olmaya devam ediyor. Mekan fark etmeksizin baskıcı davranışlarla erkenden tanışan; ataerkiyi evde, sokakta, okulda, işte deneyimleyen kadınların iktidara öfkesi hep taze.
Ne savunduğundan, kim olduğundan bağımsız eylemsel pratiğin içinde, kamusalda var olma cesaretini gösteren her kadın, bunu belgeliştiren ve unutturmayan her kadın devam eden mekansal ve feminist mücadele için vazgeçilmezdir. Ankara inanılmaz fotoğraflar, anılar ve ruhlar biriktirir. Bir 8 Mart’ta kortejdeki kız kardeşlerine bakarken Barış Bıçakçı’nın şu alıntısı çınlayabilir kulaklarında: ‘Bana ikimiz aynı insanmışız gibi baktı. Ben onun devamıymışım gibi.’
Yazımı kadınlar gözünden küçük bir Ankara eylem arşivi ekleyerek bitiriyor ve çektiği kareleri bizimle paylaşan kadınlara teşekkürlerimi iletiyorum.
Tulya Çavuşoğlu (marsiv.v)
















Kaynakça
Andric, G. [@gavriloandric]. (2025, 14 Aug). [Fotoğraf]. Instagram. https://www.instagram.com/p/DNUN7r2IcpG/
Ankara Etkinlikleri [@ankaraetkinlikleri]. (2025). [Fotoğraf]. Instagram. https://www.instagram.com/p/DN32-irDSXu/
Dönmez, R. Ö., & Gürüz, F. C. (Sunucular), & Bozdemir, B. (Konuk). (t.y.). Ankara’da fotoğrafçı olmak [Sesli podcast bölümü]. Ankara neydi ne oldu?. Spotify.
İnsan Hakları Derneği. (2023, 23 Şubat). Sibel Tekin Davası. Adil Yargılanma. https://fairtrial.ihd.org.tr/sibel-tekin-davasi/
Öncel, N. (1996). Sokak kızı [Albüm kapağı]. Raks Müzik.
Örer, Ayça. “Ankara Sokaklarında Aldığım Dersler.” Lavarla, 15 Nisan 2025, https://lavarla.com/ankara-sokaklarinda-aldigim-dersler/.
Tamur, E. (2013, Eylül-Ekim). Ankara fotoğrafçılık tarihinde kısa bir gezinti. Kontrast Dergisi, 37. sayı. https://kontrastdergi.com/erman-tamur-ankara-fotografcilik-tarihinde-kisa-bir-gezinti-37-sayi/

