Ne Toprak Ne Haberler Güvende: Cengiz Holding’in Tahribat Dosyası

Cengiz Holding: Ekolojik Talanın ve Yargı Kıskacının Baş Aktörü
Türkiye’de çevre mücadelesi verenler için “Cengiz Holding” ismi, sadece bir şirketi değil, doğaya ve topluma karşı işlenen büyük suçların sembolünü ifade ediyor. HES’lerden maden ocaklarına, orman kıyımlarından su kaynaklarının kirletilmesine kadar pek çok ekolojik yıkımın merkezinde yer alan bu holding, aldığı kamu ihaleleri ve tartışmalı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçleriyle de sıkça gündeme geliyor. Ancak mesele yalnızca çevreye verilen zarar değil; basın özgürlüğüne yönelik saldırılar da bu dosyanın ayrılmaz bir parçası.
Son olarak, holdingin sahibi Mehmet Cengiz, hakkında haber yapan 26 gazeteciye dava açarak basın özgürlüğüne yönelik yeni bir saldırının fitilini ateşledi. Sözcü gazetesine ait 174 haberden şikayetçi olan Cengiz, her bir gazeteci için 17 yıla kadar hapis cezası talep etti. İktidarın arkasına sığınarak gazetecilere yönelik bu tehdit, yalnızca ifade özgürlüğüne değil, kamu yararını savunan haberciliğe de darbe vuruyor. Peki, Cengiz Holding’in sicili gerçekten ne durumda? Hangi projelerle doğaya ve insana zarar verdi? Bu ihaleleri nasıl alıyor?

MADENLER, HES’LER VE ORMAN KIYIMI: CENGİZ HOLDİNG’İN DOĞAYA FATURASI
Kazdağları ve Halilağa Bakır Madeni
Kazdağları, Türkiye’nin ekolojik zenginliklerinden biri. Ancak Cengiz Holding’in Kazdağları’nda yürüttüğü madencilik projeleri, bölgedeki ormanların yok olmasına, su kaynaklarının ağır metallerle kirlenmesine ve yerel ekosistemin çökmesine neden oldu. Truva Bakır Maden’in Halilağa Projesi, Kazdağları’nda 155 bin ağacın kesilmesine yol açarken, projenin çevreye vereceği zararlarla ilgili sayısız uyarı görmezden gelindi​.

İkizdere Taş Ocağı: Doğaya ve İnsanlara Düşman Bir Proje
Rize’nin İkizdere ilçesindeki taş ocağı projesi ise sadece doğayı değil, insan hayatını da tehdit etti. Bölgenin endemik bitki örtüsünü tahrip eden bu proje, köylülerin yaşam alanlarını da yok etti. Protestolara karşı kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesi ve acele kamulaştırma kararları, doğa koruma mücadelesine yönelik şiddetli baskıyı gözler önüne serdi​.

Hasankeyf ve Ilısu Barajı: Binlerce Yıllık Tarih Sular Altında
12 bin yıllık geçmişi olan Hasankeyf, Ilısu Barajı’nın inşasıyla birlikte sular altında kaldı. Bu proje sadece arkeolojik mirası değil, aynı zamanda bölgenin doğal ekosistemini de yok etti. Proje ihalesi de yine Cengiz Holding’e verilmişti​.

Myanmar’dan Kanlı Tik Ağacı Ticaretine
Myanmar’dan yapılan “kanlı tik ağacı” ithalatı, ülkenin ormanlarını ve insan haklarını tehdit eden bir başka çevre felaketi olarak öne çıkıyor. Mehmet Cengiz’in yönetimindeki şirket, Myanmar’daki askeri rejimi finanse eden bu ticarette en büyük aktörlerden biri olarak dikkat çekiyor​.

İstanbul 3. Havalimanı: Ekolojik Yıkımın Havaalanı
Cengiz Holding, İstanbul’un ekolojisine ciddi zararlar veren İstanbul 3. Havalimanı projesini Mapa, Limak, Kolin ve Kalyon ile beraber üstlendi. Proje kapsamında yüz binlerce ağaç kesildi, doğal yaşam alanları yok edildi ve hava kirliliği riskleri göz ardı edildi​.

Artvin Cerattepe: Dağların Kalbine Siyanür Hançeri
Artvin Cerattepe’de 2016’dan itibaren maden arama ve çıkarma faaliyetlerine başlayan Cengiz Holding, yoğun halk tepkisine rağmen projeyi sürdürdü. Maden arama çalışmaları için yeni ruhsatlar alındı ve bölge halkının tüm itirazları yok sayıldı. Doğal yaşama, su kaynaklarına ve bitki örtüsüne geri dönüşü olmayan zararlar verildi​.

Akkuyu Nükleer Santral Limanı ve Diğer Mega Projeler
Holding, Akkuyu Nükleer Santral Limanı’nın yanı sıra Ordu-Giresun Havalimanı, Rize-Artvin Havalimanı ve Ankara Hızlı Tren Garı gibi büyük altyapı projelerinde de yer aldı. Bu projelerin çoğu, doğa tahribatı ve çevresel etkileri göz ardı edilerek hayata geçirildi​

CENGİZ HOLDİNG NASIL HER İHALEYİ ALIYOR?
Cengiz Holding’in kamu ihalelerini nasıl bu kadar kolaylıkla aldığı sorusu, yıllardır kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Türkiye’deki kamu ihalelerinin büyük bir kısmını üstlenen holding, şaibeli ihale süreçleri ve devlet destekleriyle adeta koruma kalkanı oluşturmuş durumda.

Şaibeli İhale Mekanizmaları: Pazarlık ve Adrese Teslim İhaleler
Birçok Kanunda olduğu gibi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda da birçok değişiklik yapıldığı biliniyor. Özellikle siyasi krizlerin iktidarca fırsata çevrildiği Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu idarelerinin içi boşaltılmaya çalışılıyor.
Örneğin Kanunda bütün isteklilerin teklif verebildiği ihale usulü olan açık ihale usulü bulunuyor. Bir de ilgili idarenin davet ettiği isteklilerin teklif verebildiği belli istekliler arasında ihale usulü bulunuyor. Bu iki ihale usulü Kanunda temel usul olarak kabul edilmiş. Bunlar dışında bir de pazarlık usulü var. İhaleye ilişkin ekonomik ve teknik detayların isteklilerle görüşülebildiği bir ihale usulü bu.  5.maddede 2018’deki KHK ile yapılan değişiklikle “cumhurbaşkanlığınca gerçekleştirilecek her türlü mal ve hizmet alımları” na ilişkin ihalelerde pazarlık usulünün tercih edilebileceği eklenmiş. Böylece ihalelerin daha açık ve şeffaf ilkelerle gerçekleşmesinin önüne geçilmiş oluyor. Kamunun en etkin/verimli şekilde işlemesi ve dolayısıyla zarara uğratılmadan baskın bir aktör olarak piyasada yer alması ve onu denetlemesi mümkün olmuyor.
Aynı şekilde bir ihale usulü olmayan doğrudan temin yönteminin kapsamı da genişletilmiş durumda. Örneğin 22. maddede 2008 ve 2013 yıllarında yapılan değişikliklerle cumhurbaşkanlığı, referandum, yerel seçim gibi birçok seçimde YSK tarafından basılacak oy pusulaları ve oy zarflarına ilişkin hizmet alımlarının doğrudan teminle gerçekleştirilmesi şart koşulmuş durumda. İhtiyaçların ilan yapılmadan ve teminat alınmadan gerçekleştiği doğrudan temin yöntemi, iktidara yakın sermaye gruplarının fonlanmasında bir araç haline getirilmiş durumda.
Aynı şekilde Kamu İhale Kurumunun görev, yetki ve organlarının tanımlandığı 53. maddede 2018’deki KHK ile yapılan değişiklikle Kurumun karar alma organı olan ve dokuz üyeden oluşan Kamu İhale Kurulunun bütün üyelerinin cumhurbaşkanınca atanmasına ilişkin bir ekleme yapılmış. Sadece bu üç örnek dahi bu yöntemlerin rekabeti engelleyerek ihalelerin belirli şirketlere verilmesine olanak tanıyor.
Kamu ihalelerinde şeffaflık ilkesine aykırı olarak genellikle “davet usulü” ve “pazarlık yöntemi” kullanılıyor. Bu yöntemler, rekabeti engelleyerek ihalelerin belirli şirketlere verilmesine olanak tanıyor. Cengiz Holding de bu kapalı kapılar ardında yapılan ihalelerin en büyük alıcılarından biri. Nitekim, Cengiz Holding’in tek başına veya iş ortaklıklarıyla üstlendiği 34 kamu ihalesinden sadece ikisi açık ihale yöntemiyle yapılmış; geri kalan 32 ihale ise pazarlık veya belli istekliler arasında yöntemle gerçekleştirilmiş​.

Elektrik Enerjisi İhaleleri: Devlet Kurumlarının Aydınlatılması
Holdingin bağlı şirketlerinden biri olan Cengiz Elektrik Şirketi, devlet kurumlarının elektrik enerjisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere düzenlenen milyonlarca liralık ihaleleri de ardı ardına kazandı. İçişleri Bakanlığı’na bağlı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 8 milyon 63 bin TL’lik elektrik alımı ihalesini de Cengiz Holding kazandı. Üstelik bu sadece bir tanesi:

  • İçişleri Bakanlığı: 8 milyon 63 bin TL
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı: 9 milyon 889 bin TL
  • Emniyet Genel Müdürlüğü: 45 milyon TL
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM): 12 milyon 932 bin TL
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 3 milyon 424 bin TL
  • Diyanet İşleri Başkanlığı: 3 milyon 921 bin TL​.

Cengiz Elektrik, stratejik devlet kurumlarının enerji ihalesini alarak adeta kamusal aydınlatmanın tekeli haline gelmiş durumda. İhalelerin pazarlık usulüyle verilmesi ve rekabetçi ortamın sağlanmaması, bu ayrıcalıklı konumu daha da pekiştiriyor.

Mega Projelerin Müdavimi: Garantili ve Yüksek Maliyetli Yatırımlar
AKP iktidarı döneminde devletin devasa projeleri de Cengiz Holding’in ana faaliyet alanlarından biri oldu. İstanbul 3. Havalimanı, Hasankeyf Ilısu Barajı, Kuzey Marmara Otoyolu, Yusufeli Barajı ve HES, Akkuyu Nükleer Santral Limanı gibi projeler, ya doğrudan ya da konsorsiyum içinde Cengiz Holding’e verildi. Bu projelerden elde edilen garantili gelirler ve uzun vadeli sözleşmeler, holdingin ekonomik büyümesini sürekli kılan en önemli unsurlar arasında yer alıyor​.

Teşvikler ve Vergi Muafiyetleri ile Yükselen Dev
Cengiz Holding, sadece ihale süreçlerinde değil, aynı zamanda teşvik ve vergi muafiyetlerinde de imtiyazlı bir konumda. Eti Bakır ve Eti Alüminyum şirketleri üzerinden milyarlarca liralık yatırımlarına “proje bazlı devlet yardımı” adı altında teşvikler sağlanıyor. Bu teşvikler kapsamında:

  • Gümrük vergisi muafiyeti
  • KDV istisnası ve iadesi
  • Sigorta primi işveren hissesi desteği (10 yıl)
  • Gelir vergisi stopaj desteği (10 yıl)
  • Enerji desteği (200 milyon TL’yi aşmayacak şekilde)
  • Yatırım yeri tahsisi

Bu kapsamda Eti Alüminyum AŞ’ye 3 milyar 10 milyon TL’lik yatırım teşviki sağlanırken, Samsun’da kurulacak katot bakır ve kimyasal gübre üretim tesisine de 1.6 milyar TL’lik destek verildi​.

Acele Kamulaştırma Kararları: Yasal Kalkan mı, Hukuki İstismar mı?
İhalelerin alınması sürecinde yalnızca mali teşvikler değil, acele kamulaştırma kararları da devreye sokuluyor. Rize İkizdere’deki lojistik liman projesi kapsamında taş ocağı kurulması için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile acele kamulaştırma kararı çıkarıldı. Bu karar sayesinde, köylülerin mülkiyet hakları göz ardı edilerek bölgedeki taş ocakları hızla hayata geçirildi. Aynı yöntem, Artvin Cerattepe ve Kazdağları’ndaki maden projelerinde de kullanıldı​.

Siyasi Bağlantılar ve ÇED Skandalları
Cengiz Holding’in, iktidarla kurduğu yakın bağlar sayesinde ÇED süreçlerinde de imtiyazlı olduğu gözlerden kaçmıyor. Pek çok projede “ÇED gerekli değildir” veya “olumlu” kararı verilmesi, kamu yararına aykırı olmasına rağmen şirket lehine sonuçlanıyor. İlgili bakanlıkların ve yerel yönetimlerin, bilim insanlarının ve halkın uyarılarını dikkate almaksızın hızlı onaylar vermesi, çevresel yıkımı meşrulaştıran bir mekanizma haline gelmiş durumda​.

ÇEVRECİLERE YÖNELİK BASKILAR VE GAZETECİLERE SALDIRILAR
Cengiz Holding’in faaliyetlerini eleştiren gazetecilere yönelik açılan davalar, basın özgürlüğüne yönelik sistematik bir tehdit oluşturuyor. Sözcü gazetesindeki haberlerden dolayı 26 gazetecinin ağır hapis cezalarıyla yargılanması, eleştirel haberciliği susturma çabası olarak yorumlanıyor​.
Bu baskı sadece gazetecilerle sınırlı değil; Kazdağları, İkizdere ve Cerattepe’de ekolojik yıkıma karşı çıkan aktivistlere yönelik gözaltı ve yargı süreçleri de devam ediyor. Bu saldırılar, çevre mücadelesini baltalama ve sermaye lehine kamusal alanı kontrol altına alma stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

DOĞAYI SAVUNMAK TOPLUMSAL ADALETİ SAVUNMAKTIR
Cengiz Holding’in ekolojik yıkımları ve çevreye karşı işlenen suçların cezasız kalması, sadece doğa değil, insan hakları açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Sermaye ve siyasi iktidar işbirliği, doğa talanını meşrulaştırmak için basın ve ifade özgürlüğüne de saldırıyor.
Bu yıkımın sessiz kalınarak karşılanması, gelecek nesillerin yaşanabilir bir dünyadan mahrum kalmasına göz yummak demektir. Doğayı ve toplumsal adaleti savunmak, yalnızca çevreci bir tutum değil, aynı zamanda demokratik bir hak mücadelesidir.