Kentsel Dönüşüm – Toplumsal Dönüşüm
- Bilge Nur Kumtepe - Editor Ekibi
- 13/11/2024
- Araştırma
- CharlesChaplin, EndüstriDevrimleri, İşçiSınıfı, Kapitalizm, KentselDönüşüm, Mekanizasyon, ModernZamanlar, Sanayileşme, ŞehirPlanlaması, SosyalAdalet, SosyalEşitsizlik, SürdürülebilirŞehirler, Toplumsalİlişkiler
- 0 Yorum
Ülkemiz, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde kırdan kente yoğun bir göç dalgasına şahit olmuştur (Kır iter, kent çeker). Bu göç, tarımsal üretimdeki durgunluk, kırdaki yoksulluk ve 1950’li yıllarda başlayan sanayileşmeyle hız kazanmıştır. Göç etmek halkın, coğrafyalar arasında ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, sosyal, kültürel ve başka türden kaynakların dağılımında artan eşitsizliğe verdiği bir cevaptır. Bu eşitsizliğe cevap arayan göçmenler, hayatlarını kurma çabası ile yeni yaşam alanları aramaya başlamışlardır. Göç ile yeni kurulan yaşam alanları zaman geçtikçe şehirlerde altyapı ve konut sorununun yanı sıra işsizlik, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunları da beraberinde getirmiştir. Şehirler üzerindeki bu etkiler; şehirlerin ekonomik ve sosyal açıdan işlevini yitiren veya risk altında bulunan bölgelerinin hem fiziksel hem de sosyal olarak yeniden şekillendirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu alanların yaşanabilir hale getirilmesi amacıyla yeniden planlanması ve yapıların yenilenmesi süreci yani “kentsel dönüşüm” süreci gerekli hale gelmiştir. Ancak kentsel dönüşüm; uygulandığı alanları sadece fiziksel değil sosyal ve ekonomik anlamda da değiştirip dönüştürmekte ve doğal olarak orada yaşayan insanları da etkilemektedir. Ankara-Ege Mahallesi bu konudaki en önemli örneklerden biridir. Burcu Şentürk, yüksek lisans tezinden hareketle kaleme aldığı “Bu Çamuru Beraber Çiğnedik” isimli kitabında Ege Mahallesi’nin oluşum sürecinden başlayıp dönüşüm sürecine kadar geçen zamanda halkın yaşadıklarını -“kentsel dönüşümün mekâna ve topluma yansımasını”- anlatmıştır.
Gecekondu mahalleleri, sadece fiziksel mekânlar olarak değil, aynı zamanda göçmenlerin kendi kimliklerini inşa ettikleri, toplumsal dayanışma ağlarını geliştirdikleri ve ekonomik hayatta var olmaya çalıştıkları alanlar olarak da önemlidir. Kırdan kente göç eden insanların barınma sorununu çözmek için kendi emeğiyle inşa ettiği yapılar, sosyal ve ekonomik dayanışmanın doğduğu alanlar haline gelmiştir. Mahalledeki bireyler arasında siyasi ve ideolojik farklılıklar olsa da ortak hedefler ve ihtiyaçlar, onları bir arada tutan önemli unsurlardan biri olmuştur. Zamanla, mahalle içinde kendine yeten bir topluluk yapısı oluşmuş ve devlet ile belediye hizmetlerinin eksikliği, mahalle sakinlerinin kolektif mücadeleleriyle giderilmeye çalışılmıştır.
Ege Mahallesi’nin sosyo-kültürel yapısı, sakinlerinin kırsaldan getirdikleri değerler ile kentsel yaşamın getirdiği zorluklar arasında şekillenmiştir. Ancak 1980’lerde yaşanan siyasi gelişmeler ve ardından gelen kentsel dönüşüm projeleri, mahalledeki toplumsal ilişkileri köklü bir şekilde değiştirmiştir. İlk dönemlerde güçlü olan toplumsal dayanışma çözülmüş ve zamanla bireysel çıkarlar ön plana çıkmıştır. Özellikle ekonomik olarak daha iyi duruma gelen ve mülkiyet haklarını elde eden bireyler, dayanışmadan uzaklaşarak kendi çıkarlarını savunmaya başlamışlardır. Bu süreç, 1980 askeri darbesi sonrası sol siyasi hareketlerin zayıflaması ve neoliberal politikaların güçlenmesi ile daha da hız kazanmıştır.
Kentsel dönüşüm projelerinin en önemli etkilerinden biri, gecekondu mahallelerinde mülkiyet ilişkilerini karmaşıklaştırmasıdır. Keza, Ege Mahallesi de bu süreci yaşamıştır. Mahallede tapulu mülk sahipleri, kentsel dönüşüm projelerinden ekonomik olarak faydalanırken, tapusuz gecekondu sakinleri önemli hak kayıpları yaşamıştır. Tapusuzlar, genellikle müteahhitlerle bireysel anlaşmalar yapmak zorunda kalmış, bu da onları, mülklerini değerinin altında fiyatlarla elden çıkarmalarına, yani mülksüzleşmelerine neden olmuştur. Tapulu mülk sahipleri, müteahhitlerle yaptıkları anlaşmalar sonucunda daha avantajlı bir konuma gelirken, tapusuzlar bu süreçte dezavantajlı bir duruma düşmüştür. Bu durum, mahalledeki toplumsal dokunun parçalanmasına ve bireysel çıkarların ön plana çıkmasına neden olmuştur. Kentsel dönüşüm, sadece fiziksel mekânı değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda mahalledeki sosyal yapıyı köklü bir şekilde yeniden şekillendirmiştir. Mahallede dayanışma ağları zayıflamış, bireyler arasındaki güven ilişkileri kaybolmuş ve toplumsal bağlar parçalanmıştır.
Dönüşüm süreci, eski mahalle sakinlerinin yerlerinden edilmesine yol açarken, yeni gelenler mahalleye yabancı bir sosyal doku getirmiştir. Kentsel rantın artışı, mahalleyi dış yatırımcıların ilgi odağı haline getirirken, bu süreçten en çok zarar görenler, mahallede uzun yıllardır yaşayan yoksul aileler olmuştur. Kentsel dönüşüm, Ege Mahallesi’nde fiziksel yapıyı tamamen değiştirmiştir. Gecekondular yıkılarak yerlerine modern apartmanlar inşa edilmiştir. Ancak bu süreçte, mahalledeki sosyal yapı da geri dönülemez bir şekilde değişmiştir. Eskiden mahalle sakinleri arasında güçlü olan sosyal bağlar, yerini bireysel çıkarların ön planda olduğu bir düzene bırakmıştır. Bu durum, sadece fiziksel değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm anlamına gelmektedir.
İnsan, yaşadığı olaylara uyum sağlayabilen canlı bir varlıktır. Var olduğu günden bugüne kadar kendisi ile birlikte yaşadığı alanı da değişime muhtaç etmiştir. Bu sebeple canlı olan insanın değişen ihtiyaçları ve yaşamı, içinde bulunduğu kentsel yapılı çevreyi de doğal olarak değişime/dönüşüme sürüklemiştir. Kentler, yaşam alanlarımızı oluşturan canlı mekânlardır. Kentler üzerinde yapılan ve “kentsel dönüşüm” olarak adlandırılan bu değişim yalnızca mekânın değişmesi demek değildir. Ege Mahallesi örneği, Türkiye’deki kentsel dönüşüm projelerinin sadece fiziksel mekânları değil, aynı zamanda toplumsal yapıları da nasıl derinden etkilediğini göstermektedir. Kentsel dönüşüm toplumsal dönüşmeyi de beraberinde getirmektedir. Kentsel dönüşüm projeleri, mahalle sakinleri arasındaki sosyal bağları zayıflatmış, dayanışmayı ortadan kaldırmış ve bireysel çıkarların ön plana çıktığı bir toplumsal yapı yaratmıştır. Bu durum, şehir plancılarının kentsel dönüşüm süreçlerinde toplumsal eşitsizlikleri göz önünde bulundurarak daha adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirmeleri gerekliliğini ortaya koymaktadır. Gelecekte kentsel dönüşüm projeleri, sadece mekânsal yenileme projeleri olarak değil, aynı zamanda toplumsal yapıların korunmasına yönelik olarak da planlanmalıdır. Toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarına duyarlı, adil ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek, bu tür dönüşümlerin yarattığı sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin önlenmesine katkı sağlayacaktır. Yaşam alanlarını yeniden inşa etmek yapıları değiştirmekle başlasa da yeni yaşam alanları oluşturmak yalnızca inşaat ile olmamalıdır. Yaşam alanları, içerisinde barındırdığı eğitim, idari hizmetler, açık ve yeşil alanlar ile bunların sosyal, kültürel, ekonomik ilişkiler oluşturduğu bütüncül ilişkiyle biçimlenir. Mekânın içinde yaşayan toplumun ihtiyaçlarına yönelik dönüşümler yapılmalıdır. Kentsel dönüşüm rant odaklı değil; yaşanabilir modern mekânlar oluşturmak odaklı olmalıdır.
Kaynak: Şentürk, B. (2015). Bu Çamuru Beraber Çiğnedik. Bir Gecekondu Mahallesi Hikayesi, İstanbul: İletişim Yayınları.

