Kanal İstanbul

Kanal İstanbul’u yaptırmayacağız! Şimdi her zamankinden daha kararlıyız.

 

5 Nisan 2021

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, dün sosyal medyadan yayınladığı
yazıda başta İstanbullular olmak üzere halkın büyük çoğunluğunu
karşısına almıştır.

Bilim insanlarının görüşlerini yok sayan iktidar, kullandığı çirkin
dille bir kez daha “Ya Kanal Ya İstanbul” diyenlere saldırmaktadır.
Anayasa’nın 135. Maddesi’nde belirtilen kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarından biri olan TMMOB’ye dönük suçlama; “projeye takoz
olmak”tır. Kamu niteliğinde kuruluş olarak, kamu yararını, ekolojiyi,
kentlerin ve coğrafyaların belleğini, yaşayanlarının haklarını koruma
görevini yerine getiren ve bu nedenle görevlerini yapan bilim ve meslek
insanları ve tüm “Kanal İstanbul’a hayır” diyenler, Bakan Kurum’a
görevini hatırlatmaktadır.

Kanal İstanbul projesi, İstanbul’dan Marmara’ya, Karadeniz’e tüm
coğrafyayı geri dönülmez biçimde etkileyecek doğa katliamı, ekolojik
yıkım, sosyolojik çöküş projesidir. Kanal İstanbul projesi, bir ekolojik
yıkım olmanın yanında şehrin içine yeni bir şehir yaratma projesidir.
Yaratacağı rant nedeniyle gayrimenkul zenginlerini daha zengin etmek
için siyasi iktidar tarafından bir beka meselesi olarak görülmektedir.
Türkiye’nin yaşadığı ekonomik duraksamaya nefes aldıracağı, ekonomik
büyümesine katkı sağlayacağı düşünülen, küresel bir imge yaratma amacı
olan, suni bir biçimde tüketilebilecek kentsel mekan üretme gayretindeki
bu projenin yaratacağı çevresel ve sosyal etki sadece rakamlarla
değerlendirilemez. Bu proje, bir siyasi iktidar, bir rant projesidir.
Planlanan kanal güzergahı etrafındaki 40 milyon metrekare el değiştiren
arazinin, kimlere geçtiği, kimlerin zengin edildiği, TBMM’de verilen
soru önergelerine rağmen açıklanmamaktadır. Hatta bu soru işaretleri
cevaplanmazken, geçtiğimiz yıl Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü,
belediyelerin tapu bilgilerine ulaşımına kısıtlama getirmiştir.

Sadece yapılacak olan hafriyat çalışmaları bile milyonlarca liralık rant
yaratacaktır. Kaldı ki, kendilerinin çirkin bir ifade ile “takoz odalar”
olarak adlandırdığı meslek odalarından biri olan Maden Mühendisleri
Odası’nın Kanal İstanbul ÇED Raporu’nu sayfa sayfa okuyup, içindeki
hafriyat, patlatma miktarlarındaki çelişkiye dikkat çektiği raporunda da
belirtildiği gibi, bilerek yanıltılan rakamlar sebebiyle, buradan ne
kadar rant yaratılacağı da halkın bilgisinden kaçırılmaktadır. Halkın
sağlık, yoksulluk ve açlıkla uğraştığı bugünlerde, birileri
değiştirdikleri imar planlarıyla İstanbul’un henüz yapılaşmayan,
ekolojik devamlılık açısından korunması gerekli alanlarını imara
açmakta, yandaşa ve uluslararası sermayeye arazi satışı yapmaktadır.

Afetini bekleyen İstanbul’a, yeni bir afet gündemi dahil edilmeye
çalışılmaktadır. Oysaki yıllardır, meslek odalarının, bilim insanlarının
tüm uyarılarına rağmen gerçekleşmeyen sağlıklı, güvenli konutlarda yaşam
hakkı, Kanal İstanbul bütçesi olarak Bakanlıkça açıklanan 110 milyar
lira ile depreme dayanıklı 1.384.000 adet yeni konut yapılarak
sağlanabilir. İstanbul depreminde kenti kaosa sürükleyecek olan Kanal
İstanbul projesi yerine, deprem etkilerini minimuma indirecek, halkın
yararına, depreme dayanıklı yapılar yapılması ve rezerv toplanma
alanları tasarlaması gerekmektedir.

Ülkemizde dev proje, çılgın proje şeklinde lanse edilen Kanal projesi,
bir hafriyat-dolgu ve rant projesidir. Bir gün ekranlarda, “biz bu
kente, İstanbul’a ihanet ettik” dendiğini tekrar duymamak için ısrarla
tekrarlıyoruz: bu geri dönüşsüz bir ekolojik yıkım demektir.

Yüzlerce bilim insanının, yaptığı çalışmalar göstermektedir ki bu proje
akıl dışıdır ve İstanbul’un katili olacaktır. Bakanın “Türkiye’nin en
kapsamlı raporu” olduğunu söylediği ve okunmadan eleştirildiğini iddia
ettiği ÇED Raporu’nun nasıl hazırlandığı, Ocak ayında Kanal İstanbul
projesi bilirkişi heyetinden bir profesörün “tehdit edildim” diyerek
heyetten çekildiği haberleri ile basına yansımıştı. Kanal İstanbul ÇED
Raporu, bilimsel değerlendirmeler açısından taraflı, çarpıtılmış
verilerle dolu ve yanıltıcıdır.

Kanal İstanbul:

1- İstanbul’un anayasası sayılan, 2009 yılında onaylanan, 1/100.000
ölçekli Çevre Düzeni Planı notları İstanbul’un kuzeyini kentin
büyümesine kapatma uyarısını çok net yapmakta ve kuzey ormanlarını, su
havzalarını koruma sınırını çizmekteydi. Kanal İstanbul projesinin ÇED
Raporu’nun gündeme gelişi ile eş zamanlı olarak Çevre Düzeni Planı için
de değişiklik yapılmakta, kentin kuzeyinde Kanal’ın 2 tarafında yeni bir
şehir projesinin yasal zemini hazırlanmak istenmektedir. Bu projenin
gayrimenkul projesi boyutu en az Kanal kadar İstanbul için yıkım
demektir. 22 Mart tarihinde yapılan son Çevre Düzeni Plan değişikliği
için son itiraz günü olan 21 Nisan’a kadar tüm yurttaşlarımıza Çevre ve
Şehircilik İl Müdürlükleri’ne dilekçelerini vermeye davet ediyoruz.

2- Projenin en ciddi tehditlerinden birisi susuzluktur. ÇED Raporu’nda
Sazlıdere barajının %60’ının iptal olacağı net biçimde ifade
edilmektedir. Bu da İstanbul’un 25 günlük su ihtiyacı demektir. Var olan
su kaynaklarının yok oluşu, yeni nüfus basıncı, su havzalarının, bu
havzalara akan derelerin, yer altı kaynaklarının birbirine ulaşamaz hale
getirilmesi, tatlı su kaynaklarının tuzlu su riskiyle karşı karşıya
bırakılması, çözüm olarak sunulan Melen Barajı projesinin türlü
yolsuzluklarla batırılması görmezden gelinmeye çalışılmakta ve susuzluk
tehlikesi yalan olarak nitelendirilmektedir.

3- Deniz ekosistemi zarar görecek, Marmara denizinde canlılık yok
olacaktır. Oşinografi yani okyanus bilimcilerin kesinkes uyarısı,
Karadeniz ve Marmara’nın oturmuş karakterlerinin ve uyumlarının hızlıca,
birbirlerini yok edercesine hareket edeceğidir. Uzmanlar Marmara’nın ölü
bir deniz olacağı konusunda net uyarılarını yapmaktadırlar.

4- Proje alanının %52si tarım arazisi ve meradır. Proje alanında bulunan
tarım arazilerin yok olacağı gibi, yeni yapılaşmalarla tarım arazileri
tehdit altında kalacaktır. Ayrıca İstanbul’un kuzey köylerinin
boşaltılması, buradaki hayvancılık ve tarım yapan sakinlerinin sürgünü
planlanmaktadır.

5- Bu proje büyük bir kaz-doldur projesidir. ÇED Raporu’nca en büyük iş
kalemi olan hafriyat ve dolgu işlerinin proje süresinin en az 4 yılını
alacağı öngörülmektedir. Kaldırılan hafriyatın nereye boşaLtılacağı
sorusu, ÇED Raporu’nda maliyet ve zaman tasarrufu sebebiyle Karadeniz
kıyısında 38 km uzunluğundaki bir dolgu alan ile yanıtlanmaktadır.

Bu projenin çevresel, kentsel, finansal etkileri burada kısaca
sayılanlardan çok daha fazlasıdır.
İzin vermiyoruz. Siz de doğayla, İstanbul’la inatlaşmayın!

Toplumcu Mühendisler ve Mimarlar Meclisi

http://toplumcumeclis.org/index.php/basin-aciklamalari/item/540-kanal-istanbulu-yaptirmayacagiz

 

 

Yorum Yap