İşsizlikle Değil, Mesleğe Saygısızlıkla Mücadele Etmek
- Saadet Atmaca - Editor Ekibi
- 10/07/2025
- Araştırma, Görüş
- BirlikteGüçlüyüz, KentHakkı, MesleğeSaygı, MeslekHakkı, MeslekiÖrgütlenme, PlancılarİçinAdalet
- 0 Yorum
Meslek disiplini hakkında herhangi bir yazının başında mevcut durumun tekrar ve tekrar altını çizmek adına kentlerin büyümesi ve gelişiminden mutlaka bahsediyoruz. Bu yazının devamını okurken de yine bunu göz önünde bulundurmak önemli olacaktır.
Kentlerin hızla büyümesine paralel olarak problemleri de artmaktadır. Aşırı nüfus, göç, çevresel bozulmalar, yapılaşma problemleri, sosyal eşitsizlikler gibi halihazırda var olan sorunlar zaman içerisinde daha da derinleşmektedir. Ülkemiz özelinde ise bunlara ek olarak son yıllarda plansız kentleşmenin etkilerini başta deprem olmak üzere birçok doğal afet üzerinden de en acı şekilde okuyabiliyoruz. Nitelikli planlamaya ihtiyacın bu kadar arttığı bir dönemde, sayısız plancı neden işsiz?
İşsizliğin ülke genelinde her meslek için mücadele konusu olduğu bir dönemdeyiz. Bu durumu açıklamak için sayısız neden, veri sunmak mümkün. Ancak bu yazı kapsamında irdelenen konu plancıların bu durum içerisinde eş zamanlı olarak sektörde bilinmeyen meslek tanımıyla da baş etmek zorunda kaldıkları. İş bulabilen plancıların kaçı plancılık yapıyor?
Şehircilik okullarında ilk yıldan son yıla kadar verilen eğitim yalnızca teknik bilgiden ibaret değildir. Plancılar, problemlere çözüm üretirler; çözüm üretme sürecini yönetirler. Aldıkları eğitimde analitik ve bütüncül düşünmek, stratejik karar almak ve farklı disiplinlerle ortak çalışmak her plancının zorunlu olarak edindiği özelliklerdendir. Sadece bu birkaç özellik bile plancıların iş hayatında birçok alanda çalışabilecek yetkinlikte olduklarını gösterir. Tüm bunlara rağmen yeni mezun plancılar iş tanımları dışında çalışmak bir yana hâlâ meslek adlarını bile doğru kullanamayan insanları düzeltmek zorunda kalıyorlar. Şehir planlayıcısı, şehir planlamacısı, şehir mimarı! Okullardan idealist bir kent savunucusu olarak ayrılan plancılar sadece birkaç ay içerisinde sektörde karşılaştıkları meslek etik ve değerlerine saygısızlığın had safhada olduğu bir ortamda buluyorlar kendilerini.
Zaman geçtikçe, planlamanın karar alma mekanizmalarındaki konumunun zayıflamasına ve kamu veya özel sektörde istihdamın gitgide daralmasına rağmen hayatlarını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan plancıların küçük bir kısmı edindikleri “referanslar” ile çalışma hayatına başlayabiliyor. Ancak buralarda çalışan plancılar, mesleklerinin tanınmaması ve haklarının yeterince korunmaması nedeniyle farklı liyakatsizlikler ile karşılaşıyorlar. Başta özel sektör olmak üzere, iş tanımları dışında görevler üstlenmek zorunda kalmaları, yoğun iş yükü altında ekstra mesaiye bırakılmaları, hafta sonları çalışmaya zorlanmaları ve sürekli emrivakilerle karşılaşmaları sık rastlanan durumlar haline geliyor. Tüm bunlara ek olarak, verilen maaşlar çoğu zaman çalışanların en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmeyecek kadar düşük seviyede kalıyor. Böyle bir ortamda, plancılar yalnızca mesleklerini icra etmekte değil, en temel çalışma haklarını savunmakta da büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar.
Referans bulamayanlar ise aylar bazen de yıllar süren sayısız iş başvurusu ve mülakatta olumsuz sonuçla karşılaşıyorlar. Bunun yanı sıra, mesleki disiplin fark etmeksizin, senelerce özveri ve emek ortaya konularak alınan diplomalar sonucunda yeni mezunların karşılaştıkları tüm bu olumsuzlukları “normal” olarak değerlendiren aymaz kitle, işsizliği bireysel yetersizlikle açıklayarak sistemin aksayan yönlerini görmezden gelmeye devam ediyor. Her mesleki alan, her mezun benzer süreçleri yaşamak zorunda kalıyor. Güvensiz, saygıdan yoksun, çalışana değer verilmeyen, herkesin tek derdinin pastadan bir parça almak olduğu bir düzen içinde yeni mezunlar kendilerine çaresizce yer edinmeye çalışıyor.
Plancıların adalet, eşitlik ve kamu yararı öncelikleri, onları içerisinde bulunulan mesleği ve çalışanı değersizleştirme politikalarına ve bunların bazen de siyasi çıkarlar dolayısıyla yapılmasına karşı daha öfkeli bir konuma getiriyor. Yetkileri ve söz hakları ellerinden alınan, istihdam sağlanmayan şehir plancılarının gelecekteki yoksunluğu sadece bir meslek alanını yok etmeyecek, beraberinde rant odaklı kararlarla kamu yararından uzak, yaşanması güç kentleri ortaya çıkaracak.
Peki bunun önüne geçmek için neler yapılabilir?
4857 sayılı İş Kanununa göre işyerinde çoğunlukla “işçi” statüsünde çalışan plancıların, öncelikle özlük haklarına dair detaylı bilgilere sahip olmaları gerekiyor. Ardından işyerlerinde karşılaştıkları sistematik haksızlıkları öncelikle bireysel girişimlerle çözmeye çalışmaları veya benzer sorunları yaşayan diğer mesai arkadaşlarıyla birlikte bir süreç yürütmeleri de etkili olabiliyor. İşverenlerle düzenli toplantılar talep etmek, karşılaşılan sorunları açıklıkla dile getirmek, bu sorunlara çözümler talep etmek, sağlıklı bir işçi-işveren ilişkisini geliştirmeye çalışmak çözüm odaklı yöntemler olarak etkili olabilir ancak tüm bunların yetersiz kalması ve iyi niyetli çabalara rağmen çalışanın düzenli olarak bir hak kaybı yaşaması da mümkün.
Bu durumda da mesleki örgütlenme kadar sendikal örgütlenme kanallarını da sonuna kadar kullanmak gerekiyor. Eğer mümkünse toplu sözleşme yapılmasını önermek, ilgili işkolunda örgütlenme düzeyi yüksek olan sendikaları tercih ederek buralarda görev ve sorumluluklar almak, işçi hakları açısından eğitici-öğretici sendikal faaliyetlere katılmak da seçenekler arasında. Elbette işyerinde karşılaşılan haksızlıkların dile getirilmesi, birçok meslek grubunda olduğu gibi ücretli çalışan şehir plancılarının işinden edilmesi veya mobbing ve baskılar sonucu işsiz kalmaya zorlanması gibi sonuçlar da yaratabilir. Ancak tüm bunları göze alarak, mesleki dayanışma içerisinde etkili bir mücadele yürütmenin en gerçekçi ve anlamlı yolunun “bu yolda yalnız yürümemek” olduğu da unutulmamalı. Meslek alanımızın yeni işkollarında kendine yer bulması, mesleki faaliyetin çeşitlenmesi, yenilikçi çözümlerle yeni iş sahalarının yaratılması gibi başlıklar tüm meslek alanımızı ilgilendiren ortak gündemlerimiz. Dolayısıyla sorunlarımızı dile getirmenin ve bunlara kalıcı çözümler üretmenin en etkili yolu mesleki örgütlülüğü el birliğiyle güçlendirmekten geçiyor.
Planlama disiplinine, plancılara hak ettikleri değerin verilmesi bir lüks değil mecburiyettir; sadece plancıları etkileyen bir durum değil, toplumu ilgilendiren bir durumdur. Bu bir meslek alanı savunusu değil, kent hakkı savunusudur.

