“Altındağ’da Gecekondular” Üzerinden Türkiye’de Gecekondulaşma
- Zeynep Deniz Ogdul - Editor Ekibi
- 17/02/2025
- Araştırma
- AltındağdaGecekondular, EdebiyatveSanat, Gecekondu, GöçHareketleri, Kentleşme, KırsaldanKenteGöç, Modernleşme, SanatveToplum, SosyoekonomikFarklar, SosyolojikDeğişim, ToplumsalTabakalaşma, TürkSanatı
- 0 Yorum
Bu yazıya ilham olan tablo Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 1973 yılında yaptığı Altındağ’da Gecekondular isimli tablosu. Hakkında kısaca bahsetmem gerekirse; Bedri Rahmi Eyüboğlu 1911 yılında Trabzon’da doğmuş ve eserleri sayesinde dünya çapında üne kavuşmuş bir sanatçıdır. Kendisi 64 yıllık hayatında edebiyattan resme, kabartmadan mozaiğe, sanatın farklı alanlarında sayısız eser üretmiştir. Yaşamı boyunca pek çok ülkeye ziyarette bulunup gittiği yerlerde farklı görevlerde icra etmiştir. Zaman içinde soyut akımlardan etkilenmiş olsa da halka, halk sanatına ve gerçekliğe olan ilgisini ve tutkusunu her zaman eserlerinde hissettirmiştir. Bizim üzerine konuşacağımız Altındağ’da Gecekondular isimli tablosu da dönemin gerçekliklerinden birini konu aldığı eserlerindendir.
Bahsi geçen tablonun yapım yılı 1973. Bu dönem, yani 60’ların sonu ve 70’li yıllar, Türkiye’nin sosyolojik yapısının değişimi açısından önemli bir zaman dilimine karşılık geliyor. Çünkü bu dönemde ilk defa göç hareketleri ve gecekondulaşma arasında dikkat çeken bir bağlantı gözlemlenmeye başlanıyor. Öncelikle kısaca bu olgunun tarihsel sürecini ele alalım. 1940’ların başından itibaren kitleler halinde kırsaldan büyük kentlere bir göç hareketi başlıyor. Bunun birbirinden çok da ayrık olmayan iki sebebi var: biri kırın itici gücü, diğeri ise kentin potansiyelinin vadettiği umutlar.
Bilindiği üzere, cumhuriyetin kurulduğu dönemde ana ekonomik faaliyet tarımsal üretim üzerineydi. Fakat, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, gelişen teknoloji ile bu durum değişti ve tarımda makineleşme dediğimiz olgu ortaya çıktı. Makineleşme ile beraber tarımdaki insan gücüne olan talep azaldı. Sadece makineleri kullanacak kadar insan yeterliydi artık. Bunun sonucunda da kırsal bölgelerdeki insanlara iş gücü için duyulan ihtiyaç azaldı. Hal böyle olunca kırda yaşayan insanların pek çoğu iş bulma ve hayatlarını idame ettirebilme umutlarıyla şehirlere göç etmek durumunda kaldı.
Bununla bağlantılı olacak şekilde, büyük şehirler insanlarda farklı bir hayat umudu doğurdu. Kırsalda ya da küçük kasabalarda yaşayan insanlar gerek radyo, gerek televizyon gerekse de gazete dolayısıyla büyük şehirlerdeki farklı yaşam tarzlarından haberdar oluyorlardı. Oralarda edinecekleri hayatların kendilerininkinden daha iyi olabileceği inancına sahiptiler. Daha iyi işlerde çalışabilirler, daha çok para kazanabilirler, çocuklarına daha iyi bir eğitim olanağı sunabilirlerdi. Onları bambaşka bir hayat bekliyor olabilirdi.
Tabii ki bu göç dalgasının göz ardı edilemeyecek zorunlu nedenleri de vardı. Tarım ve hayvancılığın yıllar içine yayılan ilga süreci, devletin tarım ve hayvancılığa verdiği desteklerin çekilmesi, küçük üreticiyi ortadan kaldıran, tamamen dış pazara entegre bir sistemin toprağa dayalı bir üretimin devamlılığını ortadan kaldırması, köylülerin hayvanlarını otlattıkları, dolayısıyla geçimlerini sağladıkları ormanların sistematik biçimde yok edilmesi, etnisiteye dayalı çatışmaların katliamlarla sonuçlanması ve tüm bu nedenlerin göçü zorunlu bir seçenek olarak ortaya çıkarması gerçeği de vardır. Ancak bu, daha detaylı başka bir yazının konusu olmayı hak etmektedir.
Tahmin edileceği üzere bu insanların pek çoğu umduğunu bulamadı. Göç edilen kentlerin altyapıları göçle gelen ani ve hızlı nüfus artışına hazır değildi. Ne kamusal hizmetler, ne konutlar, ne toplu ulaşım, ne yollar ne de sağlık sistemi bir anda gelen bu kadar kalabalık bir nüfus için yeterli değildi. Diğer bir yandan, kentteki ekonominin iş gücü talebi de bu kadar kalabalık bir iş gücü ordusuna hazır değildi. Göç eden nüfus ya çok düşük ücretlerle çalışmak durumunda kaldı ya da hiç iş bulamadı ve ekonomik açıdan giderek yoksullaştı. Ellerine geçen ilk parayla kendilerini bir çatı altına sokmak istediler fakat ceplerindeki parayla oturabilecekleri evler yaşamaya elverişli olmayacak derecede kötü durumdaydı. Onlar da bu sorunu kendi imkanlarıyla çözmek isteyerek kentin altyapıdan yoksun alanlarına bir gecede evler kondurdular.
Gecekondu semtlerinin sosyoekonomik durumu şehirleşme ve modernleşme süreçleri üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan ve Türk sosyolojisinin en önemli isimlerinden biri olan Mübeccel Belik Kıray’ın bir tanımıyla anlatmak istiyorum. Kıray, Gecekondular isimli bildirisinde gecekondu olgusunu “tarım ve nüfus değişikliklerine uymayan, sanayileşemeyen, örgütleşemeyen şehirlerimize yayılan hiç ihtisaslaşmamış az gelir getiren işlerde büyük kitlelerin barınak yerleri” olarak tanımlıyor (Kıray, 1970). Bu semtler yanlarında yükselen modern kent dokusuyla iç içe bir durumda. Örneğin tablodaki Altındağ’ı düşünelim: Bir yanda eski Selçuk Kalesi eteğine kurulmuş, engebenin ritmine göre yerleştirilmiş eğri büğrü sokakları, yıkıntıları ve kalıntılarıyla dolu Altındağ gecekonduları; tabloda yer almasa da diğer yanda onun çevresinde gelişen, yeni caddeler ve Avrupai binalarla bezeli, ülkenin geri kalanına örnek olarak planlanan “modern” Ankara. Bu mekânsal farklılıklar içinde sosyal, kültürel ve ekonomik farklılıkları da barındırıyor. Hatta tabakalaşma, bir tarafı aşağı görme ve “ötekileştirme” gibi dinamikleri de yaratıyor.
Yıllar içinde gecekondu olgusu şehir plancıları, sosyologlar, siyaset bilimciler ve akademinin diğer alanlarındaki kişiler tarafından pek çok kez inceleme konusu olmuştur. Komşuluk kültürü, kır-kent ilişkisi, kimlik, tüketim modelleri, dayanışma, kadın, tabakalaşma ve daha başka birçok bakış açısıyla tekrar tekrar ele alınmıştır. Hatta toplumdaki önemi ve etkisi o kadar büyüktür ki bu yazıda da bahsi geçen Bedri Rahmi’nin de aralarında olduğu pek çok sanatçı eserlerinde bu olguyu anlatma gereksinimi duymuştur. Gecekondular varlığını sürdürdükçe, ki aksi yakın bir zamanda olası görünmüyor, üzerine yazılıp çizilmesi, düşünülmesi, konuşulması, problemlerine çözüm arayışı bitmeyecektir.
Kaynakça
- Aygül, C. (2014). 1940- 1950 Yılları Arasında Öteki Ankara: Altındağ. İDEALKENT, 5(11), 250-267.
- Danış, M. S., & Karakaş, M. (2021). Türkiye’de Gecekondu Araştırmaları. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(2), 394-410. https://doi.org/10.32709/akusosbil.885410
- Kıray, M. (1998). Gecekondular. Kentleşme yazıları içinde (ss. 19-27), İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
- https://www.eyubogluonline.com/bedri-rahmi-eyuboglu-kimdir?gad_source=1&gbraid=0AAAAAohoHxZjRta8OzAxN_qqYVudx5prE&gclid=CjwKCAiAgoq7BhBxEiwAVcW0LN-Tr8YKZ9XltSBCVT3W6oStaXkAJjIiMnDMo8DEgCeWrxJvdIfv0RoCdeAQAvD_BwE
- “Mavili Gecekondular”, Salt Research, https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/39865

