Prosfygika (Mülteci) Konutları’nın Öğrettikleri
- Sezen Savran Penbecioğlu
- 02/12/2024
- Araştırma, Görüş
- anıt ve koruma, atina mimarisi, atina şehircilik tarihi, dayanışma mekânları, göç ve kentleşme, göçmen işgalleri, heterotopya, ikinci dünya savaşı, kamusal alan üretimi, kentsel ara-yüzler, Kentsel Dönüşüm, kentsel eşikler, kolektif yaşam, mekan politikaları, mekan ve direniş, modern mimarlık, mülteci konutları, prosfygika konutları, sosyal konut projeleri, yunanistan-türkiye mübadele
- 0 Yorum
Stavrides, 2006 yılında kaleme aldığı kitap bölümünde kentsel eşikler kavramını açıklarken (urban tresholds) Atina’da bulunan mülteci konutlarını anlatıyor. 2014’te başladığım doktora çalışmalarım sırasında okuduğum bu anlatı, o gün bugündür çeşitli sebeplerle aklıma gelir. 7-8-9 Kasım 2024 tarihlerinde Antalya`da “Yıkım, Yaşam, Şehircilik” teması çerçevesinde Dünya Şehircilik Günü 48. Kolokyumu gerçekleştirildi. Orada sevgili arkadaşım Dr. Berk Kesim ile “Yıkım ve yaşam döngüsündeki kente alternatif bir bakış: Kentsel ara-yüzlerin izini sürmek” başlıklı bir bildiri sunduk. Aradan geçen 10 senenin ardından tekrar kentsel ara-yüzler ve mekansal eşikler üzerine düşününce, Prosfygika konutları yine aklıma düştü. Araştırmamı biraz daha derinleştirmek istedim ve okudukça bu konutların öyküsünden daha fazla etkilendim. Aşağıda özetlediğim bilgiler, bu ilgi ve merakın bir sonucu…
Prosfygika konutları, (Yunanca mülteci anlamına geliyor) 1922 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan mübadele anlaşması sonrası Türkiye’den Yunanistan’a zorunlu olarak göç eden “mülteciler” için 1934-35 yıllarında inşa edilmiş. Yaklaşık 45 m2 alana sahip, tamamı 3 katlı 8 apartman ve 228 daireden oluşan bir kompleks. Konutların bir diğer özelliği ise; 1933 tarihli Atina Modern Mimarlık Bildirgesi (CIAM) sonrası Atina’da bu akımın ilk örnekleri arasında kabul edilmesi. Minimum mekânsal standartları sağlayan küçük dairelerin oluşturduğu uzun bloklar, birbirleri arasında büyük ve tanımsız açık alanlar bırakacak şekilde rasyonel bir düzende sıralanmıştı. Yapıldığı dönemde kentin merkezi yerlerinden uzakta konumlanan bloklar, kısa zamanda sosyal olarak da ötekiliğin mekânı haline gelerek ayrışmıştı.

Bloklar arasında kalan açık alanlar; herhangi bir düzenlemeye tabi tutulmamış, hiçbir kullanım için bölümlendirilmemiş, hatta hemen hiçbir yerde tek bir ağaçla bile tanımlı hale getirilmemişti. Bu sebeple orada yaşayanlar için kendiliğinden gelişen bir ortak alan yaratımı süreci başladı. Uzun binaların etrafını saran soğuk ve nahoş boşluklar; küçük avlulara, kaldırımlara, ağaç gölgeli daha küçük açıklıklara, oyun alanlarına ve buluşma yerlerine dönüşmeye başladı. Teraslar ortak çamaşır işleri mekânına, merdiven boşlukları kış aylarında çocukların oyun alanlarına dönüşürken; birlikte yaşayan tüm bu inanların gündelik yaşam faaliyetleri, geçirgen eşik mekânları yaratıyordu. 2 odalı küçük dairelerde ihtiyaç olan bazı hallerde balkonlar kapatılıp odaya dönüştürülüyordu.
Mülteci konutlarında üretilen eşik mekânlar sayesinde, burada yaşayanlar arasında güçlü dayanışma ağları örüldü. 1941-1944 yılları arası Almanya işgali sırasında bu dayanışmanın en önemli örneklerinden biri sergilenmişti. İşgal günlerinde kısıtlı yemek kaynaklarını paylaşan, birbirlerinin çocuklarıyla ilgilenen aileler; aynı zamanda işgal karşıtı gösteri ve etkinliklerle şehrin kurtarılmasında aktif rol oynamıştı. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkede yaşanan iç karışıklıklar, konut bölgesindeki dayanışma kültürünü parçalamaya başladı. Alman işgali karşıtı sol eğilimli bir birlik olarak kurulan ELAS, mülteci konutlarını saldırılardan korumaya çalışmış. Direnişçiler, uzun blokları birer pasaja çevirecek biçimde, yan yana konumlu dairelerin aralarındaki ayırıcı duvarları kaldırarak geçitler oluşturmuş. Bu süreçte konut kompleksi daha farklı bir eşik mekân kimliğine bürünmüş.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge sakinleri yavaş yavaş apartmanları terk etmeye başlamış. Bu da bölgenin yeniden dönüşümünün gündeme gelmeye başlaması için bir gerekçe olarak görülmeye başlamış. Bu dönemde konut sakinleri dairelernin akıbeti konusunda belirsizlik hissettikleri için bakım çalışmalarından kaçınıyor. 1960’lı yıllarda köhneleşerek kent merkezinde kalan bloklar arası boşluklar; çevredeki hastane, stadyum ve Yargıtay gibi fonksiyonların enformel otopark alanına dönüşmüş. 1967’de Atina Adliyesi’nin yanına büyük bir park yapılması kararı alınmış. Bu alan, mülteci konutlarının ilk 4 apartmanının yıkımını öngörüyormuş. Ancak sonuçta park alanı, binalar yıkılmadan oluşturulmuş. Bu karar, ardından gelen bazı değişikliklerle birlikte göçmen ailelerin mülteci konutlarından kademeli olarak ayrılmasına neden olmuş: 1986 yılında mülteci konutlarını da içine alan Kountouriotiki bölgesi kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenmiş. Göçmen ailelerini başka konutlara transfer etmek için yapılan ilk girişimler, bölge sakinlerinin direnişiyle karşılaşmış.
1994 yılına gelindiğinde merkezi yönetimin konut birimi şu öneride bulunuyor: Pilot proje olarak apartmanlardan 2 tanesini yenilenecek ve geri kalanında gerçekleşecek olan dönüşüm takip edilecek. Ancak bu öneri de günün sonunda uygulanmıyor. 2000’den günümüze konut kompleksindeki binaların yıkılmaması ve koruma altına alınması için bir mücadele başlıyor. 2000-2002 yılları arasında kamuya ait Emlak Girişimi, 228 daireden 137’sini satın alıyor. Bölge sakinlerinden sahip olabilecekleri tüm ayni hakları “gönüllü olarak” devlete devretmeleri isteniyor. Aksi durumda zorla kamulaştırma yapılacağı yönünde bir baskı başlıyor. Ancak aileler bu baskıya direniyor. Konut kompleksini savunan üniversite, sivil toplum ve kent sakinleri; konutların çevresinde küçük festivaller, dinletiler, açık sergiler düzenlemeye başlıyor. Bölgeye ilgi çekmek ve kamuoyu oluşturmak amaçlanıyor.

6 binanın yıkılmasını öngören planlar, bölge sakinlerinin ve akademisyenlerin itirazları üzerine iptal edildi. O dönemde, 2004 Atina Olimpiyatları sırasında mülteci konutlarının cephelerinin büyük birer ekran olarak kullanılması, Atina’ya ilişkin büyük ve güzel görsellerle binaların etraflarının kapatılıp konutların gizlenmeye çalışılması da direniş konusundaki farkındalığı artırıyor. Mülteci konutlarının kaderi aradan geçen neredeyse 100 yılda değişmiyor ve konutların bir bölümü yeniden sığınma evi olarak kullanılmaya başlıyor. İşgalciler çoğunlukla Türkiye, Irak, Afganistan veya Suriye’den gelen farklı etnik kökene sahip göçmenler. 2009’dan bu yana işgal edilen kompleksin bir kısmı daha organize bir kolektif konut yerleşimi halini alıyor. 2000’li yılların sonunda 228 dairenin 90’ında kiracılar yaşıyor, geri kalanı devlete ait mülk haline geliyor. Konutlarda 400’den fazla işgalci konaklıyor. Bu kişilerin tam sayısı ve kompozisyonu, çoğu çok sık değiştiği için bilinemiyor.
2009 yılında Kültür Bakanlığı, binaların sahip olduğu özel sosyal ve tarihi öneme referansla kompleksin tamamını “anıt” olarak belirleme kararını onayladı ve 2014 yılında devlet, mülteci konutlarını koruma altına aldı. Son olarak 2020 yılının sonunda konutların üzerinde yer aldığı Alexandras Bulvarı ve Botaniko kesiminde iyileştirmeler yapılması için bir mutabakat anlaşması imzalanıyor. Bu anlaşma, Alexandras göçmen konutlarının yeniden geliştirilmesini ve mevcut boş alanlar aracılığıyla Lycabettus ve Özgürlük Parkı’na bağlanması önerilerini de içeriyor.

Prosfygika mülteci konutları, sadece bir konut projesi değil, aynı zamanda devam eden bir savaş alanı, bir mücadele yeri. Son yıllarda konut kompleksinde iki meclis yürütülüyor: Biri doğrudan konut sakinlerinin, diğeri ise onlarla dayanışma içindeki diğer insanların. Konutlarda kolektif mutfaklar, anaokulu ve bir berber dükkânı örgütlendi. Kompleks, ana polis departmanından birkaç metre uzakta olmasına rağmen, ciddi bir saldırı veya gerginlik kaydedilmedi. Bu alan; çelişkileri ve düşmanlıkları aracılığıyla gelişmeye devam ediyor. Proje, her şeyden önce, alanın anılarına saygı duyuyor ve kompleksin eski amacını haklı çıkarıyor.
Kaynakça
Stavrides, S. (2006). Heterotopias and the experience of porous urban space. Loose space: Possibility and diversity in urban life, 174-192.
Makrygianni, V. (2016). Migrant squatters in the Greek territory: Practices of resistance and the production of the Athenian Urban Space. In Migration, squatting and radical autonomy (pp. 248-256). Routledge.
https://www.kar.org.gr/2021/04/04/ta-prosfygika-tis-leoforoy-alexandras/ (Aynı zamanda 1. Resim kaynağı)
https://www.news247.gr/gnomes/ta-prosfigika-tis-alexandras/ (Aynı zamanda 2. ve 3. Resim kaynağı)

