Salgın Kentleri ve Toplumsal Yapıyı Dönüştürebilecek Mi?

“1918’de başlayan ‘İspanyol Gribi Salgını’nda 50 milyon, ‘Kara Ölüm’ olarak da bilinen 14. yüzyıldaki veba salgınında ise 200 milyona yakın insanın öldüğü tahmin ediliyor. Nesiller önce yaşanmış olayların bireylerin psikolojisini etkilemesi gerçekçi olmasa da tarih boyunca yaşanmış salgınların toplumsal yapıları ve kültürleri derinden etkilemiş olabileceğini gösteren birçok bilimsel bulguya sahibiz.”[1]

Dünya Sağlık Örgütü’nün(WHO) Yeni Coronavirüsü(Covid-19) Pandemi olarak nitelendirmesiyle[2]birlikte birçok iş yeri kapandı, eğitim kurumları öğrenime ara verdi, büyük kentlerden kırsal alanlara veya nüfusu daha az olan kentlere bir göç hareketliliği başladı. Kent içi ve kentler arası seyahatler kısıtlandı. İlk haftada oluşan korku ortamı insanların marketlere akın etmesine neden oldu. Bazı işletmelerde ürün tedarik sıkıntısı baş gösterdi. İhtiyaç fazlası alımların neden olduğu kısa süreli kıtlık, birçok kişinin ürünleri hiçbir şekilde elde edememelerini veya sonraki günlerde elde etmelerine neden oldu.


FOTO: AFP

Tabi salgının yerelde yarattığı korku, küresel düzeyde de birçok ülkeyi ve o ülkelerdeki birçok sektörü vurdu. Yerelden küresele salgının akışı ve toplumu etkileme seviyesi neredeyse tüm ülkelerde benzer sonuçlara neden oldu. Kentten kaçarak kırsalda sığınabilecek bir yeri olanlar, bu kırsal alanlara, olmayanlar da oldukları yerlerde kalakaldılar. Kentlerden çıkamama durumu kentlerin ‘açık hava cezaevleri’ gibi algılanmasını da beraberinde getirdi. Sokağa çıkmaların yasak olduğu, ihtiyaç duyulan ürünlere ve hizmetlere ulaşımda belli saat aralıklarının belirlendiği bu durum, ‘mahkum’ ve ona çeşitli izinler veren ‘gardiyan’ ilişkisi gibi. Ama bu sefer “suç sayılan eylem” dışarı çıkmak ve başkalarıyla temas kurmak. Temelde, geleneksel suç ve hapis ilişkisinden farklı ama sistem açısından benzer özellikler taşıyan bir cezaevi şekli. 

“Ölüm tehlikesi, kültürleri başka bir boyutta daha etkiler: Nesiller boyu tehlike altında yaşayan (veya öyle yaşadıklarına inanan) toplumlar daha ‘sıkı’ (tight) kültürleri oluştururlar.[3]

Sıkı kültürlerde normlar çok güçlüdür ve normalin, geleneklerin dışına çıkılması tepki çeker. Çünkü tehlike anında grubun bir bütün olarak hareket edememesi, tüm grup üyelerini risk altına sokabilir. Bazı kültürler ise daha ‘gevşek’tir (loose), bu toplumların tehlike algısı ise daha düşüktür ve kısmen bundan dolayı bireylerin kendi kafalarına göre hareket etmesine daha çok müsamaha gösterilir. Salgın gibi tehdit unsurlarının, etkilenen toplumların kültürlerini sıkılaştırabileceğini, kendi normlarına daha sıkı sarılmalarına sebep olabileceğini söyleyebiliriz. Normalde kurallara kanunlara uymayanlara çok tepki göstermeyen insanlar, talimatları dinlemeyip keyfi şekilde sokağa çıkanlara sert tepkiler gösterebileceklerdir örneğin. Çünkü ölüm tehlikesi, toplumsal normların önemini artırır ve o normların dışına çıkılmasına gösterilen toleransı  azaltır”. [4]

Kendinizi güvende hissetmiyorsanız, ne getireceği hiçbir zaman yüzde yüz belli olmayan köklü toplumsal değişimlerden kaçınır, toplumsal normlara sıkı sıkıya sarılır, bu normlardan sapanlara olumsuz bakar, dış gruplarla ilişkilerinizde daha mesafeli olur, grup bütünlüğünü korumaya yönelik ahlaki prensiplere (sadakat, otoriteye saygı gibi) daha fazla önem verirsiniz.

Özellikle Pandemi günlerinde, insan ilişkilerinin belli bir düzeyde seyir etmesi, ait olunan toplumsal yapının sorgulanmasına da evirilebilir. Bireyin içinde bulunduğu hiçbir şey yapamama ve yalnız olma hali, ailesiyle ve akrabalarıyla olan ilişkisini geliştirme ve sağlıklı bir ailenin nasıl olması gerekliliği üzerine kafa yorma gibi durumları beraberinde getirebildiği gibi, bunun tam tersi bir duruma da neden olabilir. Bu süreç, tüm gün işte olan ebeveynler açısından kendilerine ve varsa çocuklarına daha fazla zaman ayırma, çocuklarını daha iyi tanıma gibi fırsatlar sunuyor olabilir. Ancak aynı şeyi herhangi bir nedenden ötürü çalışmayan gün boyu evdeki işlerle meşgul olan ebeveynler için söylemek mümkün değil. Pandemi’den önce tüm gününü evde geçiren kişilerin bu süreçte de evde kalmaları –evde kalmaya zorlanmaları- birbirlerini tanıma seviyesini atlatmış ya da tanımak için gerekli heyecanı ve sevinci içinde taşımayan kişiler açısından çeşitli ailevi problemlere neden olabilir.  Wuhan’da Pandemi’nin en yoğun yaşandığı zamanlarda ortaya çıkan boşanma davaları bunun somut bir göstergesi olarak kabul edilebilir.[5]

FOTO: The Guardian

Boşanma seviyesine gelinceye kadar tabi, psikolojik ya da fiziksel şiddet ile karşılaşılması da muhtemeldir. Ki boşanmaların büyük bir çoğunluğu bu şiddet durumundan kaynaklanmaktadır. Şiddet türleri dışında, Pandemi süreçlerinde insanları boşanmaya götüren önemli faktörlerden bir tanesi de ekonomik nedenlerdir. Ailelerde gün boyu evde kalmanın getirdiği psikolojik ve ekonomik sıkıntılar birçok sorunu beraberinde getirebilir. 

Tüm bunların yanında bir de kentin içinde yaşanan değişiklikler var. Kentin yönetimi ve idare edilmesi ile ilgili ortaya çıkan sorunlar. Kentler nüfus, trafik, konut yoğunluğu nedeniyle salgın süreçlerinde en tehlikeli alanlar haline dönüşmektedir. Sürekli temas halinde olduğumuz insanlardan gelebilecek hastalık korkusuyla yaşarız. Bu yüzden kentlerin sokaklarında yürüdüğümüzde, markete girdiğimizde birileri yanımızdan geçtiğinde büyük tedirginlik yaşarız. Bu tedirginlik bizi bazı önlemlere yöneltir. Bu önlemlerden biri elimizden geldiğince sokağa çıkmamak ve markete gitmemektir. Gitmemek için de e-ticaret sitelerine yöneliriz. E-market hizmeti verebilecek sitelerden alışveriş yapar, kendi hareketliliğimizi bu şekilde kısarız. Çoğu mağaza kapandığı için de e-ticaret sitelerinde müthiş bir yoğunluk yaşanmakta. Yaşanılan e-ticaret çılgınlığımız, pandemi sonrası da böyle devam eder mi acaba? Etmesi iyi mi olur kötü mü? Giderek evden çıkmama ve daha az hareket etme, iş alanlarında da bir değişikliğe neden olabilir mi? Buna benzer süreçlerde bir takım teorisyenler çıkar ve çeşitli argümanlar öne sürerler. Kimisi “yeni bir sisteme evirileceğimizi”,[6]kimisi de “dünyanın sonunun geldiğini” söyleyip durur. Nelson’un[7] konu hakkındaki aktarımına da bakarsak benzer bir durumu görürüz: 

“Değişim meselesine ilgi duyan Nelson, yaşadığımız dönemin “insanlık tarihine kazınacağı” görüşünde. Bu süreçten “beklenmedik” bir fayda görmemizin mümkün olduğunu kaydeden Nelson, “bazılarımız, bilgi ve örgütlenmenin bazı dominant yollarının yaşamla ve karmaşık insani ve gayri insani sistemlerle başa çıkamadığının farkına varabilir. Bu, kültürlerimizin kavramsal temellerini güncellemeye odaklanmamıza yardımcı olabilir” diyor. 

Sözü edilen teorisyenler gibi bu Pandemi sürecinin yeni bir sistemin doğuşuna yol açacağını iddia etmek gibi bir amacım yok. Ben aksine sermayedar grubunun girdiği bu kriz sürecini, en kazançlı şekilde nasıl atlatacağını şimdiden oturup hesapladığını ve bu hesaplama içinde yeni bir sisteme evirilmenin olmadığını, eski sistemin -özellikle çalışanlar açısından- ne tür kararlarla daha yoğun bir şekilde uygulanacağı üzerine kafa yorduklarını düşünüyorum. Böyle özgürce büyüyen ve neredeyse hiçbir engele takılmayan bir piyasa ve o piyasayı yöneten sermayedarlardan geriye adım atmalarını beklemek bir dilekten öteye geçemeyecektir. Bu açıklamamı başka bir açıdan destekleyen İsabella Herman[8]: “İklim aktivistlerinin umduğu üzere tüketim alışkanlıklarımızda köklü bir değişim olacağını düşünmüyorum. Bu ancak ‘sistem’ değiştiği takdirde mümkün olur. Şuan yaptığımız şeyse sistemi bedeli her ne olursa olsun ayakta tutmaya çalışmak” açıklamasını yapıyor. 

Sonuç Olarak; Küresel düzlemde yayılan Pandeminin birçok kişi üzerinde psikolojik ve ekonomik ciddi sorunlara neden olduğu ilk günden beri bilinen bir şey. İşini kaybedenlerden tutun da evlerinin içinde aileleriyle ve dahil oldukları sosyal gruplarla çeşitli şekillerde sorunlar yaşayan milyonlarca insandan bahsedilebilir. Bu durumun yarattığı tahribat, Pandemi sonrasında şüphesiz daha görünür olacaktır. 

Pandemi öncesi kent tanımında geçen kentlerin daha ‘güvenli’ alanlar olduğu için tercih edildiği yönündeki tanımlamaların, savaş ve Pandemi dönemlerinde geçerli bir tanımlama olmadığını kabul etmek gerekir. Ortaçağ’da salgından ve savaşlardan korunmak amacıyla inşa edilen kale kentler ile günümüz korumasız kentlerinin aynı tanımlar çerçevesinde değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü günümüz kentleri dışarıya son derece açık ve gelebilecek her türlü saldırıya karşı savunmasız kentlerdir. Bu kentlerde, kentliye güven veren hiç bir şey yok neredeyse. Kale kentlerinin kuruluş amaçlarında taşıdığı “burjuva kenti olma, burjuvanın güvenliğini sağlama” şeklindeki kent inşalarına günümüzde büyük oranda duvarlarla çevirili villalar karşılık gelebilir. Yine burjuva kesim için inşa edilen bu alanların içinde temel ihtiyaçların karşılanması için marketler, sosyalleşme için eğlence alanları ve güvenliğin sağlanması için de kapı girişlerinde ‘muhafızlar’ bulunmaktadır. 

Savaş ve salgınlara karşı savunmasız bir hale gelen kentler, kırsal alanları içine kapalı yapıları nedeniyle daha güvenli ve yaşanılabilir kılmaktadır. Günümüzde bile, kentlere karşı geliştirilen umutlar sönmeye başladığında, insanların kırsal alanlara çekildiğini rahatlıkla görebiliriz. Bu anlamda kırsal alanlar gelecekte birer cazibe alanları olabilir. 

Kaynakça:

Gelfand, M. J., Nishii, L. H. ve Raver, J. L. (2006). On the nature and importance of cultural tightness-looseeness. Journal of Applied Psychology, 91(6), 1225–1244

[1] Virüsün Olası Sosyo-psikolojik etkileri için bkz. https://www.birgun.net/haber/korona-salgininin-olasi-sosyal-psikolojik-etkileri-toplumlari-nasil-bir-gelecek-bekliyor-294823

[2] Dünya Sağlık Örgütü’nün Pandemi ilanı ve Pandemi hakkında genel bilgiler için bkz. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51614548

 [3] Korona salgının sosyal ve psikolojik etkileri için bkz. https://www.birgun.net/haber/korona-salgininin-olasi-sosyal-psikolojik-etkileri-toplumlari-nasil-bir-gelecek-bekliyor-294823.

 [4] Korona sonrası Çin’de görülen boşanmalar için bkz. https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-03-31/divorces-spike-in-china-after-coronavirus-quarantines

[5]  Korona sonrası durum nasıl olacak; https://www.dw.com/tr/koronavir%C3%BCs-sonras%C4%B1-d%C3%BCnya-nas%C4%B1l-olacak/a-53007573

[6] Zizek’in yeni sisteme evirilme üzerine makalesi için bkz. https://www.indyturkish.com/node/145632/d%C3%BCnyadan-sesler/koronavir%C3%BCs-bizi-se%C3%A7im-yapmaya-zorluyor-ya-k%C3%BCresel-kom%C3%BCnizm-ya-orman


Dünya Sağlık Örgütü’nün(WHO) Yeni Coronavirüsü(Covid-19) Pandemi olarak nitelendirmesiyle²
 birlikte birçok iş yeri kapandı, eğitim kurumları öğrenime ara verdi, büyük kentlerden kırsal alanlara veya nüfusu daha az olan kentlere bir göç hareketliliği başladı. Kent içi ve kentler arası seyahatler kısıtlandı. İlk haftada oluşan korku ortamı insanların marketlere akın etmesine neden oldu. Bazı işletmelerde ürün tedarik sıkıntısı baş gösterdi. İhtiyaç fazlası alımların neden olduğu kısa süreli kıtlık, birçok kişinin ürünleri hiçbir şekilde elde edememelerini veya sonraki günlerde elde etmelerine neden oldu.

————————————
¹Virüsün Olası Sosyo-psikolojik etkileri için bkz.
https://www.birgun.net/haber/korona-salgininin-olasi-sosyal-psikolojik-etkileri-toplumlari-nasil-bir-gelecek-bekliyor-294823
²DünyaVirüsün Olası Sosyo-psikolojik etkileri için bkz. Sağlık Örgütü’nün Pandemi ilanı ve Pandemi hakkında genel bilgiler için bkz. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51614548
Foto @AFP
Tabi salgının yerelde yarattığı korku, küresel düzeyde de birçok ülkeyi ve o ülkelerdeki birçok sektörü vurdu. Yerelden küresele salgının akışı ve toplumu etkileme seviyesi neredeyse tüm ülkelerde benzer sonuçlara neden oldu. Kentten kaçarak kırsalda sığınabilecek bir yeri olanlar, bu kırsal alanlara, olmayanlar da oldukları yerlerde kalakaldılar. Kentlerden çıkamama durumu kentlerin ‘açık hava cezaevleri’ gibi algılanmasını da beraberinde getirdi. Sokağa çıkmaların yasak olduğu, ihtiyaç duyulan ürünlere ve hizmetlere ulaşımda belli saat aralıklarının belirlendiği bu durum, ‘mahkum’ ve ona çeşitli izinler veren ‘gardiyan’ ilişkisi gibi. Ama bu sefer “suç sayılan eylem” dışarı çıkmak ve başkalarıyla temas kurmak. Temelde, geleneksel suç ve hapis ilişkisinden farklı ama sistem açısından benzer özellikler taşıyan bir cezaevi şekli. 


“Ölüm tehlikesi, kültürleri başka bir boyutta daha etkiler: Nesiller boyu tehlike altında yaşayan (veya öyle yaşadıklarına inanan) toplumlar daha ‘sıkı’ (tight) kültürleri oluştururlar. Sıkı kültürlerde normlar çok güçlüdür ve normalin, geleneklerin dışına çıkılması tepki çeker. Çünkü tehlike anında grubun bir bütün olarak hareket edememesi, tüm grup üyelerini risk altına sokabilir. Bazı kültürler ise daha ‘gevşek’tir (loose), bu toplumların tehlike algısı ise daha düşüktür ve kısmen bundan dolayı bireylerin kendi kafalarına göre hareket etmesine daha çok müsamaha gösterilir. Salgın gibi tehdit unsurlarının, etkilenen toplumların kültürlerini sıkılaştırabileceğini, kendi normlarına daha sıkı sarılmalarına sebep olabileceğini söyleyebiliriz. Normalde kurallara kanunlara uymayanlara çok tepki göstermeyen insanlar, talimatları dinlemeyip keyfi şekilde sokağa çıkanlara sert tepkiler gösterebileceklerdir örneğin. Çünkü ölüm tehlikesi, toplumsal normların önemini artırır ve o normların dışına çıkılmasına gösterilen toleransı azaltır”.

 

Kendinizi güvende hissetmiyorsanız, ne getireceği hiçbir zaman yüzde yüz belli olmayan köklü toplumsal değişimlerden kaçınır, toplumsal normlara sıkı sıkıya sarılır, bu normlardan sapanlara olumsuz bakar, dış gruplarla ilişkilerinizde daha mesafeli olur, grup bütünlüğünü korumaya yönelik ahlaki prensiplere (sadakat, otoriteye saygı gibi) daha fazla önem verirsiniz.
Özellikle Pandemi günlerinde, insan ilişkilerinin belli bir düzeyde seyir etmesi, ait olunan toplumsal yapının sorgulanmasına da evirilebilir. Bireyin içinde bulunduğu hiçbir şey yapamama ve yalnız olma hali, ailesiyle ve akrabalarıyla olan ilişkisini geliştirme ve sağlıklı bir ailenin nasıl olması gerekliliği üzerine kafa yorma gibi durumları beraberinde getirebildiği gibi, bunun tam tersi bir duruma da neden olabilir. Bu süreç, tüm gün işte olan ebeveynler açısından kendilerine ve varsa çocuklarına daha fazla zaman ayırma, çocuklarını daha iyi tanıma gibi fırsatlar sunuyor olabilir. Ancak aynı şeyi herhangi bir nedenden ötürü çalışmayan gün boyu evdeki işlerle meşgul olan ebeveynler için söylemek mümkün değil. Pandemi’den

Pandemi’den önce tüm gününü evde geçiren kişilerin bu süreçte de evde kalmaları –evde kalmaya zorlanmaları- birbirlerini tanıma seviyesini atlatmış ya da tanımak için gerekli heyecanı ve sevinci içinde taşımayan kişiler açısından çeşitli ailevi problemlere neden olabilir.  Wuhan’da Pandemi’nin en yoğun yaşandığı zamanlarda ortaya çıkan boşanma davaları bunun somut bir göstergesi olarak kabul edilebilir. 
Boşanma seviyesine gelinceye kadar tabi, psikolojik ya da fiziksel şiddet ile karşılaşılması da muhtemeldir. Ki boşanmaların büyük bir çoğunluğu bu şiddet durumundan kaynaklanmaktadır. Şiddet türleri dışında, Pandemi süreçlerinde insanları boşanmaya götüren

Defaulting to Mindfulness

Cray post-ironic plaid, Helvetica keffiyeh tousled Carles banjo before they sold out blog photo booth Marfa semio tics Truffaut. Mustache Schlitz next level blog Williamsburg, deep v typewriter tote bag

That immediately brought to mind one of my fondest memories, involving my daughter when she was just a toddler of one.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Yorum Yap